ORTACALI ALİ İHSAN TUNCALI
Ali İhsan Tuncalı’yı bana Birnur Şener tanıttı.Birnur’u anımsadınız mı? Hani
anasının ilkokuldan sonra okutmadığı,daha beş yaşında halı tezgahının başına
oturttuğu,15’inde de yetişkin bir adamın koynuna attığı;8 yaşında berberde dişi
çekilirken adını belleyip gücü yettiğinde kitaplarını edinip okumaya daldığı
Fakir Baykurt okulunu bitirip ustasına adadığı kitabıyla aramıza katılan
Çeltikçili,türbanlı değil,beyaz başörtülü Birnur Şener.
Ali İhsan Tuncalı ,bir bakıma Fakir Okulu’nu bitirenlerden.Hem de iki
alamda.Bakın ne diyor kısa özgeçmişinde:
1940 yılında,Şarkışla ilçesine bağlı Benlihasan Köyü’nde doğdum.Köyümüz kente
çok uzak,yoksul ve yoksun bir dağ köyüdür.
Āşık Veysel’in,”Mektup Aldım Gülyüzlü Yârdan” şiirinde adı geçen Güldede
Dağı’nın bir yüzüne Sivrialan Köyü,öbürüne de Benlihasan yerleşmiştir.Bu iki köy
sanırsın iki kardeş gibi sırt sırta vermiş otururlar Güldede Dağı’nın
eteklerinde.Bizim köyde uzun geçen kış mevsimi boyunca acımasız soğuklar
olur.Adam boyu kar yağar.Zaman zaman evden eve gidilmez tipiden borandan.2-3
aylık kısa yaz döneminde bile meyve sebze yetişmez.Üzümler daha korukken kırağı
vurur keser atar...
Okuma çağına geldiğimde köyümde okul öğretmen yoktu.Çat pat eski yazı bilen
birini bize “Hoca” diye tuttular. Elimize de birer “Elifbâ”
tutuşturdular.Başladık Arapça namaz surelerini
ezberlemeye.Anlamadığım,bilmediğim bir dil.Ucu yok,ortası yok.Daracık,penceresiz
bir odada 15 çocuğuz.Hepimizin babaları Adana taraflarına çalışmak için
gitmiş.Hepimizin üstü başı perişan.Çoğumuzun ayağında çarık bile
yoktur,yalınayak gidiyoruz hocaya.Her gün,suçsuz yere 10 öğün sopa... Geceleri
derin uykuda korkudan sıçrar kalkardım.Su gibi ter içinde kalırdım.Korkumu
gizler kimselere diyemezdim. Dünya üstüme yıkılır,altında ezilip kalırdım.Bu
gerici öğrenim 3-4 yıl sürdü. (...)
9-10 yaşlarıma gelince,eski yazıdan nefret edip yeni yazıyı öğrenmeye karar
verdim.Kitap yok.Kalem yok.Defter yok.Şehirden gelen kese
kâğıtlarıyla,eskimiş,yırtılmış,yaprakları sararıp solmuş türkü
kitapları;Karac’oğlan,Kerem ile Aslı,Āşık Ruhsatî,Āşık Sümmani’nin türkülerini
okuyarak heceyi kendi kendime söktüm.Okuma yazmayı öğrendim,köyün bütün
mektuplarını yazar duruma geldim.
Okuma yazma öğrenmek,yoksullar için,ille d okula gitmek,bitirmek anlamına
gelmiyor,biliyorsunuz;Köy Enstitüleri çoktan yel olmuş;Ali Yüce ya da Fakir gibi
bir talihi yok Ali İhsan’ın. İlkokuldan sonra okumak için Ankara’ya
kaçıyor,türlü işlerde çalışarak Ortaokulu da bitiriyor;ama sonrası kesik.Üstelik
Alevi;1971’de Ortaca’ya göçüyorlar.Ortakçılık,yarıcılık,yer fıstığı
üretimi,yapılarda işçilik falan...Sonra SSK’dan emeklilik.Birnur gibi,o da kendi
çocuklarını okutmuş,biri yargıç,biri liseye yazın öğretmeni olmuş.
O arada,35 yıldır Cumhuriyet’le birlikte Fakir’in tüm yapıtlarını okumuş;o
kadar ki, ilçesinde Belediye’nin yol yapmak üzere ayırdığı bir tarlayı elleriyle
düzlemiş,taş taşımış,döşemiş,yola çevirmiş;bitirince gidip Belediye’den bu
sokağa ustasının adının verilmesini istemiş:Fakir Baykurt Sokağı.
İnanmayacaksınız belki,ama Belediye Başkanı Kemâl Şahin bunu onaylamış,şimdi
sokak Türkçe’nin bu büyük ustasının adını taşıyor;yakında asfaltlanacakmış.
Ali İhsan Tuncalı da, yöredaşı,ülküdaşı Birnur’la el ele,Baykurt’u anma
toplantılarına katılıyor,konuşmalar yapıyor;bu bilgileri bana yolladığı
mektuptan,baş sayfasına resmi basılmış yerel Ekin gazetesinden aldım.
Ah,ah! ne sevindirici,aynı zamanda üzücü bir öykü,değil mi?
Cumhuriyet, 22.10.2003
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder