YALANCIDOLMA
Demokritos’un can gözüyle görüp dile getirdiği olasılık-gereklilik ikilisi
dolayısıyla,doğacağım ülkeyi, edineceğim kişiliği seçmek elimde değildi
elbet;ama onların beni Anadolu’da,bir Türk olarak oluşturmasından öyle hoşnudum
ki!
Biliyorsunuz,düşünce ancak dille var olabiliyor:diliniz ne kadar arı duru
ışıltılıysa, bilinciniz de o kadar parlak,yaratıcı olabiliyor.
İnsanlık tarihinin en parlak bilinçlerinden biri, ne mutlu ki,Anadolu’da
açtı:Atatürk.
Türk adını taşıyan varlıkların yeryüzünde belirişinden beri işlenen
Türkçe,onun şaşmaz istenciyle yeniden can bulduktan sonra,sayısız ustanın
yanında,Ataç,Sabahattin Eyuboğlu gibi kılavuzlarım da oldu.
Şükür,az da olsak,bu yolda candaşlarım,yoldaşlarım,ülküdaşlarım var.Bunlardan
biri Cengiz Özakıncı.Her çalışmasında ayakta tutuyor dil-düşünce
birliğini.Dolmakalem Savaşları adlı kitabında,anadiline yılan dili uzatan ve
Türkçemiz ne yazık ki soyut kavramlar konusunda yeterince gelişmemiştir.Türkçe
felsefe,hukuk,biyoloji,fizik vb.gibi birçok alanlarda (şu bilgisizliğe
bakın:tümcenin burası,... fizik gibi birçok alanda olacaktı!) yeterli kelimeyi
türetememiştir, diyen Bay Z’ye şu yanıtı veriyor:
Türkçe soyut kavramlar türetemedi,yetersiz kaldı,derken;Türklerin
yapacaklarını,Türkçe’yi kişileştirip ondan bekliyor Bay Z.Şurası bir gerçek
ki,bütün dillerdeki soyut kavram adları,hep o dillerdeki somut nesne adlarından
türetilmiştir.Bir dilin sözlüğünde yeterli sayıda somut nesne adı varsa,dili
kullananlar istedikleri sayıda soyut kavram adı türetebilirler,demektir.Bunu
somut bir örnekle anlatalım:Günümüzde bilim,düşün alanında kullanılan kavram
adlarının hiçbiri yeni uydurulmuş sözcükler değildir.Örneğin eski Yunanca
kökenli ‘elektron’ sözcüğü,günümüzden 2700 yıl önce yaşamış Thales’in dilinde de
vardı ve o yıllarda yalnız tespih tanesi yapılan taşlaşmış reçinenin bir yere
sürtüldükten sonra yakınındaki saman çöplerini çekişi gözlenerek,bu reçineye
Yunanca’da ‘saman kapar’ anlamına gelen ‘elektron’ adı verilmişti.Bu Yunanca
sözcük,Thales’ten 2500 yıl sonra,1891’de,G.Johnstone Stoney adlı bilgince soyut
kavram adına dönüştürülmüştür.Benzer bir durum,Farsça’da da görülür.Katılaşmış
reçinenin Farsça adı ‘keh’(saman),’rüba’(çeker,kapar)sözcüklerinin
birleşmesinden oluşan’kehrüba’ (saman kapar)dır.19.yüzyıla dek ‘kehrüba’
sözcüğünü yalnız katılaşmış reçineye ad olarak kullanan Farslar,bundan sonra ona
‘elektrik’ anlamını yükleyip soyut kavram adına dönüştürüp kullanmaya
başlamışlardır.Demek ki 2700 yıl öce somut nesne adı olan bir sözcük,soyut
kavram olarak kullanılabiliyor.
Sonuçta görülüyor ki,’Türkçe’miz soyut kavramlar türetmekte yetersiz
kalmıştır’ savı da yanlıştır.Türkçe’mizdeki sözcük dağarcığı,en az yabancı
dillerdeki ölçüsünde,kendilerinden soyut kavram adı türetilmeyi,kendilerine
soyut kavramlar yüklenmeyi bekleyen yerli somut nesne adlarıyla
doludur.Ancak,söz dağarcığımızdaki yerli sözcüklerimize kavramsal anlam
giydirmeleri ve bu sözcükleri birer kavram taşıyıcısına dönüştürmeleri gereken
Türk aydınlarının (?) çoğu,böyle yapacak yerde,yabancılarca türetilmiş yabancı
dillerden kavram adlarını alıp Türk diline sokmakta yarış etmektedir.Yetersizlik
Türk dilinde değil,bunlardadır.
Bilirsiniz,dolmanın sahicisi de, yalancısı da lezzet,yaşam kaynağıdır;
insanın bilgisizi, yalancısı ise, sözün tam anlamıyla zehirdir
Gücünüz yetiyorsa, bu zehirden uzak durun.
Cumhuriyet,24.09.2003
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder