8 Ocak 2013 Salı

YALANCIDOLMA

YALANCIDOLMA

Demokritos’un can gözüyle görüp dile getirdiği olasılık-gereklilik ikilisi dolayısıyla,doğacağım ülkeyi, edineceğim kişiliği seçmek elimde değildi elbet;ama onların beni Anadolu’da,bir Türk olarak oluşturmasından öyle hoşnudum ki!
Biliyorsunuz,düşünce ancak dille var olabiliyor:diliniz ne kadar arı duru ışıltılıysa, bilinciniz de o kadar parlak,yaratıcı olabiliyor.
İnsanlık tarihinin en parlak bilinçlerinden biri, ne mutlu ki,Anadolu’da açtı:Atatürk.
Türk adını taşıyan varlıkların yeryüzünde belirişinden beri işlenen Türkçe,onun şaşmaz istenciyle yeniden can bulduktan sonra,sayısız ustanın yanında,Ataç,Sabahattin Eyuboğlu gibi kılavuzlarım da oldu.
Şükür,az da olsak,bu yolda candaşlarım,yoldaşlarım,ülküdaşlarım var.Bunlardan biri Cengiz Özakıncı.Her çalışmasında ayakta tutuyor dil-düşünce birliğini.Dolmakalem Savaşları adlı kitabında,anadiline yılan dili uzatan ve Türkçemiz ne yazık ki soyut kavramlar konusunda yeterince gelişmemiştir.Türkçe felsefe,hukuk,biyoloji,fizik vb.gibi birçok alanlarda (şu bilgisizliğe bakın:tümcenin burası,... fizik gibi birçok alanda olacaktı!) yeterli kelimeyi türetememiştir, diyen Bay Z’ye şu yanıtı veriyor:
Türkçe soyut kavramlar türetemedi,yetersiz kaldı,derken;Türklerin yapacaklarını,Türkçe’yi kişileştirip ondan bekliyor Bay Z.Şurası bir gerçek ki,bütün dillerdeki soyut kavram adları,hep o dillerdeki somut nesne adlarından türetilmiştir.Bir dilin sözlüğünde yeterli sayıda somut nesne adı varsa,dili kullananlar istedikleri sayıda soyut kavram adı türetebilirler,demektir.Bunu somut bir örnekle anlatalım:Günümüzde bilim,düşün alanında kullanılan kavram adlarının hiçbiri yeni uydurulmuş sözcükler değildir.Örneğin eski Yunanca kökenli ‘elektron’ sözcüğü,günümüzden 2700 yıl önce yaşamış Thales’in dilinde de vardı ve o yıllarda yalnız tespih tanesi yapılan taşlaşmış reçinenin bir yere sürtüldükten sonra yakınındaki saman çöplerini çekişi gözlenerek,bu reçineye Yunanca’da ‘saman kapar’ anlamına gelen ‘elektron’ adı verilmişti.Bu Yunanca sözcük,Thales’ten 2500 yıl sonra,1891’de,G.Johnstone Stoney adlı bilgince soyut kavram adına dönüştürülmüştür.Benzer bir durum,Farsça’da da görülür.Katılaşmış reçinenin Farsça adı ‘keh’(saman),’rüba’(çeker,kapar)sözcüklerinin birleşmesinden oluşan’kehrüba’ (saman kapar)dır.19.yüzyıla dek ‘kehrüba’ sözcüğünü yalnız katılaşmış reçineye ad olarak kullanan Farslar,bundan sonra ona ‘elektrik’ anlamını yükleyip soyut kavram adına dönüştürüp kullanmaya başlamışlardır.Demek ki 2700 yıl öce somut nesne adı olan bir sözcük,soyut kavram olarak kullanılabiliyor.
Sonuçta görülüyor ki,’Türkçe’miz soyut kavramlar türetmekte yetersiz kalmıştır’ savı da yanlıştır.Türkçe’mizdeki sözcük dağarcığı,en az yabancı dillerdeki ölçüsünde,kendilerinden soyut kavram adı türetilmeyi,kendilerine soyut kavramlar yüklenmeyi bekleyen yerli somut nesne adlarıyla doludur.Ancak,söz dağarcığımızdaki yerli sözcüklerimize kavramsal anlam giydirmeleri ve bu sözcükleri birer kavram taşıyıcısına dönüştürmeleri gereken Türk aydınlarının (?) çoğu,böyle yapacak yerde,yabancılarca türetilmiş yabancı dillerden kavram adlarını alıp Türk diline sokmakta yarış etmektedir.Yetersizlik Türk dilinde değil,bunlardadır.
Bilirsiniz,dolmanın sahicisi de, yalancısı da lezzet,yaşam kaynağıdır; insanın bilgisizi, yalancısı ise, sözün tam anlamıyla zehirdir
Gücünüz yetiyorsa, bu zehirden uzak durun.

Cumhuriyet,24.09.2003

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder