TAYFUR SANLIMAN
Tayfur Sanlıman’ı, 1992’de Asmalımescit’te kendi işliğini açmasından sonra,
sevgili İsmail Şimşek’in Cep Galerisi’nde tanıdım; önce sağlıklı yapısı, tok
sesi, çelik gibi es sıkışı dikkatimi çekmiş olmalı. Sonra gerek Cep’te, gerek
başka galerilerde açtığı sergilerde resimleriyle tanıştım; renk ve biçim
dünyasındaki dürüst arayışları daha ilk görüşte beni etkiledi.
Derken dünya, İstanbul, Asmalımescit değişti, ne eski sergiler kaldı, ne Cep
Galerisi; İsmailciğim galericiliği gevşetip lokantacılığa kaymak zorunda
kaldı;Tayfur ortalıktan silindi; 2001’de evi barkı alıp Bozcaada’ya taşınmış
meğer. Ama resmi bırakmamış elbet, ben duyamasam da, 2006’da, sanat yaşamanın
50. yılında AKM’de geniş bir özetleme sergisi açmış, oğlu Kerem Sanlıman’ın çok
önemli desteğiyle, Işıl Döneray’ın kusursuz tasarımıyla bir de kitap yayınlamış.
Bu güzel kitabı yolladı bana.
Oradan, 52 yıllık kesintisiz tutkulu resim sevdasının nasıl başladığını
okuyalım birlikte:
“Dokuz yaşlarında bir çocuk, İstiklâl İlkokulu 2. sınıfta. O gün yüreğine bir
heves düşüyor: resim yapmak. İçindeki ses:’deniz kenarında bir ev, evin önünde
bir iskemle, iskelenin üzerinde bir ada balık tutacak’diyor. İzmir’i nereden
biliyor? Haritalardan. Denizi manzaralardan tanıyor. Ee… geriye ne kaldı? Adam,
oltası ve iskele. Onları da heves nasıl olsa başarır…
Adanalı çocuk bu çok çok önemli isteğin parasal desteğini sağlamak üzere,
müşterisi ile meşgûl babasına saldırıyor (babası berber). Ne için harcanacağını
söyledikten sonra 2 kuruş alıyor. Uçar gibi kırtasiyeci Evrendilek’e. Bir kutu
12’lik Nurkalem boya 1,5 kuruş; 25x35 resim kartonu 20 para. ’22 yıl sonra,
Nurkalem’i üreten firmanın sahiplerinden M.Sait Demirbağ’ın kızı Nimet ile
evlenecek.)
Gene uçar gibi doğru eve. 25x35’e biraz gökyüzü koy, gerideki ağaçları yeşile
boya. Sağ alt köşeye evi kondur.Evin önüne iskele, iskeleye balık tutacak adamı
yerleştir.Eline olta kamışını ver. Denizi maviye boya. Bu çabayı tasarladığın
resme dönüştürebilmek için, ikide bir kırılan kalemleri aça aça tüket. Ama resmi
bitir. Akşama baba gelecek, kim bilir ne kadar sevecek? Garanti bir aferin
alırsın. Öyle sandınız değil mi?.. Hayır, hiç de öyle olmadı.
Berberlik yaparken konuşup şakıyan, ama evde ciddi Usta Cabbar, ‘Baba, bak!’
diyerek önüne koyduğum resme göz ucuyla baktıktan sonra, sanki birisi jurnal
etmiş gibi önce boya kalemlerini sordu. Sonra görmek istedi. Sonra ne mi oldu?
Orta şiddette, okşamayı andıran, ama içinde okşama olmayan bir tokat!...
Bulutlar, mavi gök, mavi deniz, yalı, iskele, balık tutan adam, hepsi soldu
ve iki yıllık bir karanlığın içinde kayboldu…”
“İşte tam o yıllarda, 1944-45 olacak, Latif Ariş geldi.Yeni resim hocamız.
Akademi’den taze mezun, dinamik, taş gibi. Mektepte hemen bir atölye kurdu.
Başyardımcıları 75 Yusuf, 155 Tayfur. Modelden çalışmayı, natürmortu, peyzajı
öğrendik. Resim sevdam yüzünden 3 yıllık Ortaokulu 5 yılda bitirdim.”
İlk ustası Latif Ariş’ten unutulmaz bir ders:
“Sanırım artık liseye geçmek üzereydim. Bir gün, beni teslim edilen bir işten
ötürü 1 lira ile ödüllendirmek üzere gümüş parayı boya kutularının önüne koydu.
Rengi hâlâ kulaklarımda duran sesiyle:’şu parayı al!’ dedi. Almak üzere elimi
uzattığımda ekledi: ‘Bak oğlum! Sanma ki para her zaman böyle kolay ve bol
kazanılır. Hele resim yapmaya devam edersen, hele benim mektebime gidersen,
resim yapmayı sürdürürsen hiç kazanamazsın.Sana derim ki, bu sözlerimi sakın
unutma! İleride baktın ki resme sevdalısın, parayı unut. Baktın ki paraya
sevdalısın, o zaman da resmi unut!”
Resim sevdalısının oluşumu böyle; iki satır da resmi nasıl yaptığına ilişkin
olsun:
“İlham hanımı beklemem. Resmin sonunu tasarlamam. Temel rengi hazırlar,onunla
yola çıkarım.Tuvale ilk darbeyi vurduğum anda başaramama korkusu kaybolur.
Eskizle çalışmadığım için,yolda önüme çıkan tüm serüvenleri irdeler, resim
hangilerini istiyorsa onları titizlikle korur, ötekileri acımadan atarım. Bu,
bir fırtınanın içinde, fırtına gibi bir çalışma sürecidir.Resim bitinceye kadar
aralıksız sürer. Çalışmanın başında boyayı, fırçayı, tuval alanını, ne yapmam
gerekiyorsa ona göre, ben yönetir, yönlendiririm.Kararlarımı uygularım.Fakat
süresi belli olmayan bir zaman sonra, üzerinde çalıştığım renk ve leke âlemi
başıma patron kesilir. Artık resmin emrine girmek zorunludur.Ne isterse onu
yaparım.”
Keşke elimde olsaydı da bu tutkulu, inançlı renk ve leke kovalayıcının içten
serüvenlerinden örnek gösterebilseydim size; neyse aklınızda bulunsun, herhangi
bir galeride, bir açık arttırmada adını duyarsanız, koşun.
Cumhuriyet, 26 Mart 2008
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder