“SARI SICAK BİR PENCERE”
“kayınların arasında/ sarı sıcak bir pencere” demişti büyük ozan Nâzım
Hikmet; 46 yıllık amansız Amerikan ambargosundan sonra bu dizeleri şöyle
düzeltmek gerekiyor Küba’yı anarken: “mayınların arasında/ sarı sıcak bir
pencere”.
O sarı sıcak pencere”ye bakmaya iki sevdalı Türk gitmiş bizim gibi: gazeteci
Cüneyt Göksu ile fotoğrafçı Serpil Yıldız; 2003 Eylül’ü ile 2005
Nisan-Mayıs’ında birer ay kalmışlar. Ve Küba halkını, yaşamını yakından
tanıyabilmek için, bizim gibi otellerde değil, özel casa’larda (evlerde)
kalmışlar; genellikle kamu araçlarıyla, birçok yeri dolaşmışlar. Bu yüzden
tanıklıkları daha dolaysız, daha sıcak.
Yine Nâzım Usta, Havana Röportajı adlı şiirinin biri yerinde: “Meğerse ne çok
ve hemencecik söylenecek sözleri varmış/ genç sosyalist devrim mimarlarının/
işçilere, köylülere, aydınlara…” der; bizim gibi, Cüneyt Göksu ile Serpil Yıldız
da o genç devrim mimarlarının 1492’den beri amansızca acımasızca sömürülmüş
ezilmiş horlanmış bu güzelim halkın toplumsal yapısının tepeden tırnağa nasıl
değiştirildiğini; başlangıçta ABD ile karşılıklı saygıya dayalı hakça ilişkiler
kurmak isteyen, bunun için o ülkeye giden Fidel Castro’nun, özellikle halkının
esenliği için kaçınılmaz saydığı toprakların köylülere dağıtılmasından sonra
(üstelik bu dağıtılan topraklar arasında küçük de olsa bir toprak ağası
sayılabilecek babasının da toprakları vardır) kaçınılmaz zorunluluktan ötürü
adım adım Sovyetler’e yaklaşmasını; hele ünlü Sovyet füzeleri bunalımının
ardından aradaki işbirliği ve yardımlaşmanın artışını; buradan alınan güçle
ülkede okumaz yazmaz insan bırakılmayışını; bütün yurttaşların sağlık
güvencesine kavuşturulmasını; devlet başkanından sokakları temizleyen adsız
sansız insana dek herkese aynı saygı ve özenin gösterilişini; Küba’nın Ankara
Büyükelçisi sayın Ernesto Gomez Abascal’ın da bir söyleşide üstüne basa basa
vurguladığı gibi, askerler de içinde hiç kimseye en küçük bir ayrıcalık
tanınmazken, ana karnından başlayarak bütün çocuklara nasıl inanılmaz bir
ayrıcalık tanıdıklarını gözleriyle görüp saptamışlar.
Bütün dünyanın başlıca sorunu olan doğumdan hemen sonra ya da küçük yaşta
çocuk ölümlerinin Küba’da hemen hemen sıfırlanışını; ortalama ömrün ABD’yle
yarışırcasına 76’nın üzerine çıkışını; işsizlik diye bir kavramın bulunmayışını
sevinçle, övgüyle yineliyorlar kitaplarında; ve hele 89’da Berlin Duvarı’nın,
91’de de SSCB’nin yıkılmasından sonra dışsatımın %85’ini bir gecede yitiren
Fidel’in, BM’de, hani şu uygar (?) geçinen bütün ulusların temsilcilerinin
karşısında, tam 4 saat konuşarak “bugün ABD’nin Küba’ya ve halkına uyguladığı,
çoluk çocuk, genç yaşlı, kadın erkek bütün Kübalıları toptan yok etmeyi
amaçlayan bu ambargo aslında tam bir SESSİZ ATOM BOMBASI’dır dediği zor dönemde
topraklarını Devrim’den önceki yıllardaki gibi karasabanla sürmek zorunda
kalışlarını; yakıt ve taşıt yokluğundan kamyonlara ya da derme çatma otobüslere
sözün gerçek anlamında balık istifi gibi doluşup bir yerden öbürüne gidişlerini
görmemiş olsalar bile, evlerinde yaşadıkları Kübalılardan dinlemişlerdir
sanırım.
Onlar ilk gezilerini ancak 2003’ün Eylül’ünde yapabilmişler; oysa o yıl,
91’de başlayan insanlık-akıldışı direnmenin meyvesini verdiği; dolayısıyla
Fidel’in ünlü Devrim Alanı’nda, 1 Mayıs kutlamaları sarısında, her zamanki gibi
gözünün önünde toplanmış bir iki milyonluk kabalığa övünçle, sevinçle şunu
haykırdı yıldı: “Düşüncelerin, dünyanın en gelişmiş, en karmaşık silahlarından
çok daha etkili olduğu konusundaki köklü inancımız sarsılmadan sürmektedir.
Öyleyse, Kesin Utkuya Dek Hep İleri!”
Bu dediği o kadar doğru ki, şu anda, 81 yaşında, yüzlerce öldürme
girişiminden kurtulmuş, ama halkının, giderek dünya halklarının esenliği sağlığı
mutluluğu uğrunda geçirdiği uygusuz gecelerin, sayısız gerilimin kaçınılmaz
sonucu hastalığının yarattığı bedensel emeklilik döneminde düşünsel etkinliği
bir an kesilmedi; tahıldan araba yakıtı yapmaktan bütün dünyayı bekleyen açlık,
savaş, kıyım tehlikelerine değinen uyarıcı yazıları birbiri ardından
boygösteriyor ABD’ye ve bütün öbür karartıcı anamalcı haber kaynaklarına inat
kurdukları Latin Amerika Basın sitesinde.
Yaşama umudunuzu tazelemek, düşüncelerin her şeye karşın bütün silahları
yeneceğine duyduğunuz inancı pekiştirmek istiyorsanız, hemen alın Beyaz Vizyon
yayınlarının bastığı Sarı Sıcak Bir Pencere’yi!
Cumhuriyet, 28 Mayıs 2008
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder