BEDRİ RAHMİ KİTAPLARI
İş Bankası Kültür Yayınları, sevgili ozan-ressamımız Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun
bütün yapıtlarını basıyor biliyorsunuz; elimde bu girişimin iki kitabı var:
Sabır İle Koruk ve Pembe Vinç.
Birinci kitapta yetenekli ustanın 1952-53 yıllarında Cumhuriyet gazetesine
yazdığı yazılar var, ikincisinde ise yine aynı gazetede yayımlanan 1953-54
yazıları.
Sarı İle Koruk’tan “Nazilli Destanı” başlıklı yazının bir bölümünü birlikte
okuyalım.
“Selçuk’tan bindik trene/Aşk olsun tren diyene/ Kuyruğu kopmuş ejderha
mübarek/ Deli divane bir katır/ Dört beş saat bin yetişir/ 32 dişini yerinden
oynatır/ Adına otoray demişler/ Motorlu trenin kaynanası/ Sanki bütün vidalarını
sökmüşler/ Sonra 10 kilometre ile salmışlar gecenin içine/ Rayların perçin
yayların kaynak/ Sen kimin yârisin aman/ Her yanın oynak.
Altı saat içinde altı lunaparktan geçtik. Beyazına karıştı gözümüzün karası.
Nazilli’ye vardık gece yarısı. Bir de ne görelim şehir baştan başa naylon
ışıklar içinde. Nazilli dediğin nedir ki? Anadolu’da küçük bir kaza değil mi?
Gecenin on ikisinde ışık, elektrik ışığı içinde yüzen bir Anadolu kasabası
görmek insanı nasıl sevindirmez? “
…”Muhallebici dükkânı tertemiz. Onun da ışıkları naylon!...Birkaç adım ötede
aynı ışıklarla donanmış derli toplu birkaç otel sıralanmış.
- Burası kaza değil, vilayet merkezi , diyorum.
- Burasını fabrika bu hâle soktu, diyorlar.”
Yazı, 25 Ekim 1953 tarihini taşıyor; Nazilli’ye şimdi gitsek, sevgili Bedri
Rahmi’yi havalara uçurtan o pırıl pırıl kenti, orada yaşayıp çalışan üreten,
hepimize unutulmaz Nazilli basmalarını dokuyan güzelim insanları görebilir
miyiz? Ne Nazilli’de görebiliriz, ne başka bir yerinde yurdumuzun. Çünkü aslında
Nisan 1939’da, Lozan Kahramanı İsmet İnönü’nün, ABD ile imzaladığı ilk ikili
anlaşmadan sonra, yurdumuzun bütün kaleleri, bütün limanları, bütün üretim
merkezleri önce usul usul, sezdirmeden, dünyanın en allı pullu sözleriyle
bezenerek, uygarlık, barış, karşılıklı yardımlaşma diye diye; şimdilerdeyse en
hızlı, en hoyrat biçimde ağızlarından sular akan yüzlerce yılın sömürgecilerine
altın tepside armağan edildi, ediliyor.
Eyüboğlu ailesi, başta bu ülkenin yetiştirdiği en bilge, en insansever
Sabahattin ağabeyleri, Atatürk’ün bütünsel devriminin en değerli taşlarından
biri olan Köy Enstitüleri’nin Hasanoğlan’ında yıllarca canla başla, coşkuyla
insanlığın gerçek uygarlığını, ışığını Anadolu’nun güzelim oğlanlarıyla
kızlarına aktarmaya çalışmışlardı. Demek ki 1939’da İsmet Paşa’nın hepimizi
sattığından haberleri yoktu; oysa, İnönü savaşlarının büyük komutanı, hızını
alamayacak, yine Amerikalılara, Ulusal Eğitim Bakanlığı’nın kilit noktasını;
ulusal eğitimin nasıl tasarlanıp yürütüleceğine karar verecek olan ortak
Yarkurul’un başkanlığını, 2 oy hakkıyla teslim edecekti. Ve bu Yarkurul’un
alacağı ilk karar, Köy Enstitüleri ile Halk Evlerinin kapatılması olacaktı. Ve,
Lozan Kahramanı, bir öldürücü adım daha akacak, ilk İmam Hatip Lisesi’nin
elleriyle açacaktı.
Ondan sonrasını hep birlikte yaşadık; önce hâlâ altımızı oyan uyduruk
seçimlerle DP’nin işbaşına gelişi; yurdumuzun ve biriktirdiklerinin yabancılara
aktarılmasının hızlandırılması; 1960’daki silkinme denemesinin AP ile
çürütülmesi; birbiri ardına göreve getirilen Amerika-Avrupa ortağı yönetimler;
başta Sabahattin Eyuboğlu, bu toprağın yetiştirdiği bütün gerçek değerlerin
birer birer, üçer beşer yok edilişi.
1952-54 arasında yazılmış coşkulu, şiirli yazıları bir araya getiren bu iki
kitabı alın elbet; sanal da olsa, hiçbir gerçek dayanağa yaslanmasa da, o
günlerde insanların nasıl bir umut, coşku içinde olduklarını okuyun; gittikçe
üstümüze çöken kapkara buluttan hiç değilse düşünsel olarak bir süre kurtarır
sizi.
Sonra mı? Sonra, KÜRESEL HARAKİRİ kerim!
Not: Pekin’deki Olimpiyat Oyunları’nın açılış töreni çok üst düzeyli ve
görkemliydi; Çinliler, geçmişlerine uygun bir de ad bulmuşlar oyunlara:Tek
Dünya,Tek Rüyâ. Gerçi dünyamızın büyük kesimi anamalcı sömürünün pençesinde, ama
düş, özlem güzel; ancak gerçekdışı: oyunlar bu usta törenle açılırken, Rus
ordusu, ABD’nin kışkırttığı Gürcüleri tepelemek üzere Güney Osetya’yı yakıp
yıkıyordu Küresel Harakiri olanca hızıyla yürüyor!
Cumhuriyet, 09.08.2008
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder