KIYMET GİRAY’IN “ORHAN PEKER”İ
Kıymet Giray’a zaten borcum vardı, Ayten Yetiş Doğu’dan, sergisinden,
kitabından söz ederken adını anmayı unutmuştum; derken bu borcu katladı:
Beşiktaş Belediyesi’nin Çağdaş Sanat Merkezi’nde açtığı Orhan Peker sergisini
duyurdu, kitabını yolladı.
Günümüz ulaşım kargaşasında Akatlar’a gitmeyi göze alamadım, bereket kusursuz
kitap elimde. Kapağını sevgili Erkal Yavi tasarlamış, yapıtların saydamlarını
Ali Konyalı çekmiş.
Kıymet, çok yerinde bir seçimle, önce Orhan’ın yaşamöyküsünü özetlemiş;
bilirsiniz Demokritos’un ünlü ikilisini, “olasılık gereklilik”i sık anarım;
Orhan’da bu ikili başından beri kusursuz işbirliği yapmış: yakışıklı, yetenekli
doğmuş. Geleneksel değerlere de, çağdaş gelişmelere de sevgi ve saygıyla bakan
ailesi, daha küçük yaşta yeteneğini bulgulamış; hem anası babası, hem ablaları
ressam olabilmesi için her türlü özeni, yardımı esirgememiş.
Ve öbür yetenekli ressam adaylarından ayrı olarak, ablasının öğretmen eşinden
Almanca öğrenir; bu dil, ileriki yaşamında birçok fırsatı değerlendirmesine,
yeni fırsatlar yaratmasına izin verecektir.
1945’te Akademi giriş sınavını başka bir yetenekli, Turan Erol şöyle
anlatmış:
“Minyon kara bir oğlanın bir adım ardında durduk. Minyon ama yakışıklıydı,
çalışmasını izlediğimiz delikanlı saçlarını özenle taramıştı. ‘Homeros’ büstünün
yüzündeki ışık-gölge oyunlarını ıkıntısız sıkıntısız yetenekli ellere
saptamaktaydı. Resim sehpasının köşesine tutturulmuş sınava giriş belgesine göz
attım, adı Orhan Peker’di…”
Kişiliğini yansıtan başka bir alıntı:
“…Resim yapıyor muyum? Öyle yazmışsın. Bu lâfa ne denir? Benim gibi akşama
kadar resim yapan resim yiyip içen bir adama, tabii iş olsun diye böyle soru
sorulur. Hepsini geçelim, belki bu ara biraz değiştim. Eskiden çok ciddiye
aldığım şeyleri, belki şimdi soğukkanlı karşılayabiliyorum. Şu veya bu şekilde
düşüncelerim değişti. Fakat resim yapmak – sanat yapmak- neşemi hiç
kaybetmedim.”
Ve birbirine eklenen güzel halkalar, Bedri Rahmi, El Greco, Velasquez,
Meinecke, Kokoşka, Viyana, Paris, Madrid, Münih, Tokyo…
Resim sanatımızın bildiğiniz parlak adlarıyla oluşturulan On’lar Grubu;
birbirini izleyen sergiler, yarışmalar, ödüller. Şimdi de sanata bakışını
yansıtan şu sözleri okuyun yeniden:
“Ben içinde bulunduğumuz çağın bütün meselelerine karşı tam bir alâka duyan
insanın gerçek sanat yapabileceğine inanıyorum. Ne yapalım ki ben de iyiye
varmak, güzele varmak isteyen her sanatkâr gibi ‘gerçek sanat’ yapmak istiyorum.
Resim dediğimiz şu işin, sadece göz boyamak işi olduğunu kabul etmiyorum. Öyle
olsaydı veya öylesini yapmak isteseydim – samimi söylüyorum – bırakırdım bu
yolu. İşte bu bakımdan estetik çalışmaların yanı başında bir gün sosyal
meseleleri de ciddiye almak gerekiyordu. Ancak bir farkla. Ne bir sosyolog
katılığına düşmek, ne de dogmatik düşüncelere saplanıp kalmak. Nitekim bugün
sosyal gerçeklerin her türlüsüne karşı koyamayan sanatçı tipleri, ya fildişi
kulesine kapanıyor, ya da bir nevi toplum dinciliği yapıyor. İşi madrabazlığa,
istismara götürenleri bir kalem geçelim. Kabul etmek gerekiyor ki, bizim
tuttuğumuz yol, yolların en zoru. Hem güzel eser yapacaksın, hem de doğrudan
yana olacaksın.”
Sizin anlayacağınız, Belediye Başkanı İsmail Ünal’ın sağladığı olanaklarla,
çok doyurucu bir sergi düzenlenmiş; çok değerli bir belge kitap basılmış.
Böylece vergilerimiz en yararlı biçimde kullanılmış.
Kıymet Giray da, adına yakışan bir çalışma yapmış; bütün benzerleri gibi
ressam doğmuş, ressam olabilme talihine kavuşmuş Orhan Peker’in değerini
kusursuz ortaya koymuş.
Hepsine yürekten alkış!
Cumhuriyet, 19.04.2006
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder