8 Ocak 2013 Salı

“KEŞİŞ GÜÇ”

“KEŞİŞ GÜÇ”

Bu güzel, çağrışımlı ad, Uğur Yıldırım’ın, Otopsi Yayınevi’nce basılan önemli kitabının adı; alt başlığıysa: Emperyalizmin Ortodoks Kartı.
Uğur Yıldırım, konusuyla ilgili bütün temel yapıtları okuyarak kaleme almış incelemesini; elbette Türk-Amerikan ilişkilerinin tarihini; Türk-Yunan ilişkilerini; Pontus Rum ve Ermeni sorunlarının kökenlerini ayrıntılarıyla taramış. Çarlık Rusyası’nın Amerika ve Avrupa’yla el ele vererek, Osmanlı Devleti’ni çökertmek üzere giriştiği oyunları;o arada içimizdeki saatli bombayı, Rum Ortodoks kilisesini ve başındaki patriği kullanışlarını belgelerle gözler önüne sermiş.
Başta Amerikan temsilciler meclisi, bütün dünya kamutayların bir düğmeye basılmışçasına art arda aldıkları Ermeni soykırımı kararlarının aslında 1.Dünya Savaşı sona erdirilmeden, 1915’te, zamanın ABD başkanınca gündeme getirilen, Kardeniz’den başlayıp İskenderun Körfezi’nde biten, bütün Doğu ve Güney Anadolu’yu kapsayan Ermenistan haritasına; merkezleri çoğunlukla ABD’de bulunan Mason derneklerinin kaç yüzyıldır süregelen oyunlarına bağlı olduğunu belgeleriyle gözler önüne seriyor Uğur Yıldırım.
Düşünsel-belgesel yolculuğuna çok yerinde bir seçimle, hani şu başımıza bela dilen ekümenik’l başlıyor: bu sözcüğün dilbilimsel anlamı, insanların yaşadığı toprak; kilise açısındansa, Hıristiyanların yaşadıkları toprak.
Bilirsiniz, Katoliklerle Protestanlar Ortodokslar yüzyıllarca boğazlaştılar; masonlar sözümona dindışıdırlar(?); ABD başkanı da, şimdiki AB’nin birçok yöneticisi de Katolik. Peki neden acaba topu topu 2000 Ortodoksa hizmet edecek İstanbul Rum Keşişi bütün Hıristiyanların, dahası bütün insanların elini öpeceği evrensel bir yetke olarak kabul ettirilmek isteniyor Türkiye Cumhuriyeti’ne?
Bakmayın siz bütün insan hakları, özgürlük, çağdaş ölçüt sözlerine; işin aslı, Kızılderililerin kökünü kazıyan, Aztekleri, İnkaları yeryüzünden silen; Afrika’yı soyup soğanı çeviren; güzelim insanlarını gemilere doldurup ABD’nin Güney illerinde köle olarak çalıştıranların o korkunç virüsten, kendileri çalışıp üretecek yerde başkalarının kanını emerek yaşama hastalığından kurtulamamış olması, kurtulmaya da hiç niyetli olmayışlarıdır.
Ne diyordu güzelim Chavez Pakistan’ı yerle bir eden sarsıntıdan sonra: Güney Amerika’yı, Nevw Orleans’ı tuz buz eden kasırgalar gibi, bu da anamalcılığın kaçınılmaz sonucudur.
Elbet dünyanın başka yerlerinde de, yurdumuzda da Ortodoks Sevgi Erenerol gibi dürüst, bilinçli, açıksözlü insanlar var; Sayın Erenerol , geçen akşam Ulusal Kanal’da: “Bütün bunlar güzelim Cumhuriyetimizi çökertmek, Türk ulusunu AB’nin, ABD’nin oyunlarına araç yapabilmek için kurulmuş tuzaklardır.”
Yıldırım’ın kitapta belirttiği gibi, artık ortada Pontuslu falan yok, ama bu sanal dâvâ için milyonlarca dolar harcanıyor; Kürtlere yaptıkları gibi, ünlü merkezlerinden yakında bir kan çözümlemesi sonucu alır, Kürtlerin yol değiştirmiş Museviler; Karadenizli Temellerin de bugün yaşayan Pontuslular olduklarını söyler; gelip vura vura bunu önce başımızdakilere, sonra hepimize yüksek sesle onaylatmayı denerler.
Bütün sorun, tıpkı güzeller güzeli Mustafa Kemâl Atatürk ve yoldaşları gibi, bu dayatmalara, bu kandırmalara boyun eğmemeyi başarıp başarmayacağımızda; başaramazsak, dünyanın bu herkesi kıskandıran talihli köşesinde onurlu, bağımsız, özgür yaşamaya hakkımız yok demektir.
Uğur Yıldırım’ın da belirttiği gibi, “Patrikhane çevresinde yürütülen tartışma, kamuoyuna ‘inanç özgürlüğü’, ‘insan hakları’ gibi kavramlarla sunuluyor. Patrikhane konusu, Türkiye’nin bir iç sorunu olmaktan çıkarılıp uluslar arası soruna dönüştürüldü. Dolayısıyla, sorunun asıl belirleyici yanı ‘siyasal’dır.
Kısacası, başımıza örülen çorapları doğru saptayabilmek, bunlara verilmesi gereken doğru yanıtı bulabilmek için, “Keşiş Güç”ü okuyun, okutun.
Bu değerli çalışmayı hazırlayan Uğur Yıldırım’a da, basıp elimizin altına getiren Cengiz Özakıncı’ya da yürekten alkış!
Cumhuriyet, 16.10.2005

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder