“KEŞİŞ GÜÇ”
Bu güzel, çağrışımlı ad, Uğur Yıldırım’ın, Otopsi Yayınevi’nce basılan önemli
kitabının adı; alt başlığıysa: Emperyalizmin Ortodoks Kartı.
Uğur Yıldırım, konusuyla ilgili bütün temel yapıtları okuyarak kaleme almış
incelemesini; elbette Türk-Amerikan ilişkilerinin tarihini; Türk-Yunan
ilişkilerini; Pontus Rum ve Ermeni sorunlarının kökenlerini ayrıntılarıyla
taramış. Çarlık Rusyası’nın Amerika ve Avrupa’yla el ele vererek, Osmanlı
Devleti’ni çökertmek üzere giriştiği oyunları;o arada içimizdeki saatli bombayı,
Rum Ortodoks kilisesini ve başındaki patriği kullanışlarını belgelerle gözler
önüne sermiş.
Başta Amerikan temsilciler meclisi, bütün dünya kamutayların bir düğmeye
basılmışçasına art arda aldıkları Ermeni soykırımı kararlarının aslında 1.Dünya
Savaşı sona erdirilmeden, 1915’te, zamanın ABD başkanınca gündeme getirilen,
Kardeniz’den başlayıp İskenderun Körfezi’nde biten, bütün Doğu ve Güney
Anadolu’yu kapsayan Ermenistan haritasına; merkezleri çoğunlukla ABD’de bulunan
Mason derneklerinin kaç yüzyıldır süregelen oyunlarına bağlı olduğunu
belgeleriyle gözler önüne seriyor Uğur Yıldırım.
Düşünsel-belgesel yolculuğuna çok yerinde bir seçimle, hani şu başımıza bela
dilen ekümenik’l başlıyor: bu sözcüğün dilbilimsel anlamı, insanların yaşadığı
toprak; kilise açısındansa, Hıristiyanların yaşadıkları toprak.
Bilirsiniz, Katoliklerle Protestanlar Ortodokslar yüzyıllarca boğazlaştılar;
masonlar sözümona dindışıdırlar(?); ABD başkanı da, şimdiki AB’nin birçok
yöneticisi de Katolik. Peki neden acaba topu topu 2000 Ortodoksa hizmet edecek
İstanbul Rum Keşişi bütün Hıristiyanların, dahası bütün insanların elini öpeceği
evrensel bir yetke olarak kabul ettirilmek isteniyor Türkiye Cumhuriyeti’ne?
Bakmayın siz bütün insan hakları, özgürlük, çağdaş ölçüt sözlerine; işin
aslı, Kızılderililerin kökünü kazıyan, Aztekleri, İnkaları yeryüzünden silen;
Afrika’yı soyup soğanı çeviren; güzelim insanlarını gemilere doldurup ABD’nin
Güney illerinde köle olarak çalıştıranların o korkunç virüsten, kendileri
çalışıp üretecek yerde başkalarının kanını emerek yaşama hastalığından
kurtulamamış olması, kurtulmaya da hiç niyetli olmayışlarıdır.
Ne diyordu güzelim Chavez Pakistan’ı yerle bir eden sarsıntıdan sonra: Güney
Amerika’yı, Nevw Orleans’ı tuz buz eden kasırgalar gibi, bu da anamalcılığın
kaçınılmaz sonucudur.
Elbet dünyanın başka yerlerinde de, yurdumuzda da Ortodoks Sevgi Erenerol
gibi dürüst, bilinçli, açıksözlü insanlar var; Sayın Erenerol , geçen akşam
Ulusal Kanal’da: “Bütün bunlar güzelim Cumhuriyetimizi çökertmek, Türk ulusunu
AB’nin, ABD’nin oyunlarına araç yapabilmek için kurulmuş tuzaklardır.”
Yıldırım’ın kitapta belirttiği gibi, artık ortada Pontuslu falan yok, ama bu
sanal dâvâ için milyonlarca dolar harcanıyor; Kürtlere yaptıkları gibi, ünlü
merkezlerinden yakında bir kan çözümlemesi sonucu alır, Kürtlerin yol
değiştirmiş Museviler; Karadenizli Temellerin de bugün yaşayan Pontuslular
olduklarını söyler; gelip vura vura bunu önce başımızdakilere, sonra hepimize
yüksek sesle onaylatmayı denerler.
Bütün sorun, tıpkı güzeller güzeli Mustafa Kemâl Atatürk ve yoldaşları gibi,
bu dayatmalara, bu kandırmalara boyun eğmemeyi başarıp başarmayacağımızda;
başaramazsak, dünyanın bu herkesi kıskandıran talihli köşesinde onurlu,
bağımsız, özgür yaşamaya hakkımız yok demektir.
Uğur Yıldırım’ın da belirttiği gibi, “Patrikhane çevresinde yürütülen
tartışma, kamuoyuna ‘inanç özgürlüğü’, ‘insan hakları’ gibi kavramlarla
sunuluyor. Patrikhane konusu, Türkiye’nin bir iç sorunu olmaktan çıkarılıp
uluslar arası soruna dönüştürüldü. Dolayısıyla, sorunun asıl belirleyici yanı
‘siyasal’dır.
Kısacası, başımıza örülen çorapları doğru saptayabilmek, bunlara verilmesi
gereken doğru yanıtı bulabilmek için, “Keşiş Güç”ü okuyun, okutun.
Bu değerli çalışmayı hazırlayan Uğur Yıldırım’a da, basıp elimizin altına
getiren Cengiz Özakıncı’ya da yürekten alkış!
Cumhuriyet, 16.10.2005
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder