8 Ocak 2013 Salı

AMERİKAN TELEKOMU NEDEN SATILMAZ

Sağolsun, sevgili dostum Yılmaz Dikbaş iki kitabını yolladı: Gaflet,Dalalet, Hıyanet ile Gönüllü Devşirmeler.
Birinci kitabın 314. sayfasındaki Amerika kendi telekomunu satmıyor başlıklı yazıda şu bilgileri veriyor:
Bir Amerikan telekom şirketi olan Voice Stream’i Alman telekom şirketi ele geçirmek istedi ve 24 milyar dolar teklif etti. Ne oldu biliyor musunuz? Globalleşmenn babası Amerikan hükümeti bu satışa karşı çıktı! Teklife cevap vermek için aylarca ayağını sürüdü. Sonra, Nisan 2001’de son kararını açıklayacağını duyurdu. Karar tarihi geldi, iki hafta geçti, ama hâlâ Amerikan yetkililerinin pek verimkâr olmadığı görüldü. Aslında onların tutumlarında şaşılacak bir şey yoktu, çünkü yasalara göre bir Amerikan telekom şirketinin yabancılara satılması yasaktı! Evet, yanlış duymadınız, fakir ülkelere globalleşme adı altında özelleştirmeyi dayatan Amerika’da yasa aynen şöyle diyor:”Hiçbir yabancı hükümete veya temsilcisine Amerika’da telekom işletme ruhsatı verilemez”.Amerikalılar kendi telekom pazarlarını yabancı rakiplerine açmıyorlar ve bu 66 yıldır böyle!”
Yazıda, başka ülkelerden de yararlı bilgiler var:Fransa ve Almanya’da, telekomun özelleştirilmesinden sonra, 45’i devletin elinde kalmış; Japonya’da da bu oran korunmuş.
Özelleştirme-güzelleştirme-yağmalama oyunu böyle.
Burada bizi ilgilendiren, Erol Manisalı’nın bıkıp usanmadan yinelediği gibi, siyasetçisiyle, işleyimcisiyle, iç-dış alım satımcısıyla Türklerin ne yaptıkları, bilerek ya da bilmeyerek neye ortak, daha doğrusu maşa oldukları?
Okuyorsunuz, izliyorsunuz, gerek AB, gerek arkasındaki ABD, bütün kurum kuruluş ve kişileriyle sabah akşam Türkiye’nin şu erişilmez, yüceler yücesi AB’ye girebilmesi için artık her gün değil, her saat, her dakika yeni koşullar öne sürüyor; onların Amerikan ya da Avrupa lirasıyla çalışan yerli uşakları da aldıkları buyruk uyarınca ardı ardına toplantılar düzenliyor, sırtlarını zincirlerle param parça eden Şiiler gibi, “Evet, evetttt, biz o günahları işledik, Ermenileri de, Yunanlıları da, yeryüzündeki herkesi de kestik, yaktık, erittik! diye çırpınıyorlar.
Yeryüzünden el ve özezerliği silip atamadıkça bu hastalıklı görüntülere, sözlere hep tanık olacağımıza kuşku yok.
1.François, Kanûni Süleyman’dan yardım isteyip aman beni kanatlarının altına al diye yalvardığı günden beri Batılılar, Avrupalılar aynı aşağılık oyunu oynaya gelmişler: istedikleri yardımı alırken bile bizi sırtımızdan hançerlemiş, yeryüzünden izimizi silmeye ant içmişler.
Tamam, tamam da, Mustafa Kemâl’in dışında bu oyuna kafa tutacak, onu bozup bağımsızlığımıza, egemenliğimize, toprağımıza, bütün temel kurumlarımıza sahip çıkacak kimse yok mu? olmayacak mı?
Atatürk’ün, inanılmaz bir bilgelikle yurdumuzun geçek efendisi saydığı köylülerimiz geçen gün Manisa’da toplanıp haykırdı; Erdemir için savaşan emekçi kardeşlerimiz de üzerlerine düşeni eksiksiz yerine getiriyor her gün.
Ama yetmez; asker sivil, genç yaşlı, kadın erkek herkesin tıpkı Kurtuluş Savaşı’ndaki gibi ayağa kalkıp ABD’nin, AB’nin oyunlarına hayır demesi; bıkıp usanmadan yüzümüze vurdukları Asyalı kökenimizi anımsaması, bu amaçla el ele verip yeni bir dünya düzeni oluşturmaya çalışanlara katılmayı desteklemesi gerekir!
Olur mu desiniz? Başka seçenek yok ki; ya olur, ya da yaşamaya, bağımsız, onurlu, mutlu kalmaya hakkımız uçup gider.

Cumhuriyet, 02.10.2005

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder