KĀZIM MİRŞAN YA DA EKİNSEL IRKÇILIK
Geçen yaz, Nilgün Şarman'ın uyarısıyla, 20 Temmuz akşamı, atv’de, Ceviz
Kabuğu’nda tanımıştım Kâzım Mirşan’ı.
Türk Dilinin Kökeni’yle ilgili tartışma , 29 Haziran akşamı Halûk Tarcan’la
başlamış, ertesi hafta sürmüş, ben ancak sonuncuya yetişebilmişim.
Ama o sonuncuda bile, karşısındaki okullu bilgiç’in (daha doğrusu okumuş
bilgisizin) tüm çabalarına karşın, Sayın Mirşan’ın söylediklerinin önemini
sezebilmiştim.
Şimdi elimizde, Ceviz Kabuğu yayınlarının bastığı o üç tartışmanın da metni
var.
Halûk Tarcan’ın Kâzım Mirşan ’dan ödünç aldığı somut bilgilerle öne sürdüğü
temel sav şu: Batılıların inatla, ısrarla öne sürdükleri, tersini kimseye
söyletmedikleri sava göre, uygarlığın temeli olan yazı Mezopotamya’da,
Sümerlerle başlamış; sonra bayrağı Yunanlılar almış.
Oysa, Tarcan, Ön-Türklerin tarihiyle ilgili çalışmalarının sonunda, yazıtlara
dayanan belgeleriyle, Yunanlıların adının bile , Üst-Asya’dan gelmiş Ökerik adlı
kavmin adının sıkışıp Grek ‘e dönüşmesiyle oluştuğunu savunuyor.
Mirşan, haklı olarak, yazı olmadan uygarlık olmaz, deyip, yeryüzünde resim ya
da düşün yazısından abeceye ilk geçişin Orta Asya’da, Türklerde başladığını
savunuyor; Türklerin başlıca beş bölgede: Issık Göl ve çevresinde, Sibirya’da
Ulukent Havzası’nda,Ural Dağları’nın güneyinde, Şölgentaş Mağarası’nın
dolayında, Doğu Anadolu’da, Erzurum yöresinde, son olarak da Güneybatı Fransa’da
yaşadıklarını , üstelik yazılı kanatlarıyla, anıtlarla, kendisinin insanlık
tarihinde ilk kez okuyup metne döktüğü belgelerle savunuyor.
İspanya’daki mağaralardan, İtalya’daki yazıtlardan, taşlardan tutun da, Mısır
piramitlerine, çivi yazısına dek sayısız belgeden söz ediyor.
Öne sürülenlerin tersine, İtalya’ya Anadolu’dan göçmüş Etrüsklerin değil,
Yunanlıların abeceye onlardan aldıklarını belgeleriyle, örnekleriyle kanıtlıyor.
Ammaa! Türk halkının vergileriyle Amerika’da, Avrupa’da ya da buradaki yüksek
okullarda okutulmuş, profesörler, doçentler, yardımcı doçentler, hani şu
kendimizi bildik bileli yinelenen ekinsel buyuruculuk (kültür emperyalizmi)
altında yamyassı olduklarından, eğitim sandıkları bütün koşullanmalarını ırkçı,
kıskanç, yasakçı Batı’ya borçlu olduklarından; ve daha da önemlisi, Mirşan’la
Tarcan’’ın, haklı olarak sayısız yineledikleri gibi, yarım yamalak öğrendikleri,
küçümsedikleri, utandıkları Anadolu Türkçesi’nin dışındaki öbür Türk dillerini,
yazılarını bilmedikleri için, asıl kaynakları, belgeleri okuyamadıkları; yalancı
Batı kaynaklarına tuksak kaldıkları için, söylenenlere sürekli karşı çıkıyor; bu
iki sabırlı araştırmacıyla dalga geçiyor, inanacakları engellemeye çalışmışlar,
çalışıyorlar.
Oysa Kâzım Mirşan, rastlantı ve gereklilik’in armağanıyla, Türkistan’ın İli
Nehri üzerindeki Kulca kentinde dünyaya gelmiş; ilkokulu Çin’de okumuş; orta
öğretime Türkiye’de başlamış, Almanya’da tamamlamış; orada başladığı mühendislik
eğitimini Teknik Üniversite’de bitirmiş. Dolayısıyla Almanca, Rusça, Çince,
İngilizce, okuyup anlayacak kadar Latince, Yunanca, İtalyanca’nın dışında, belli
başlı bütün Türk dillerini biliyor.
Buna dayanarak, yeryüzündeki bütün abecelerin, Türk yazısından yola çıkarak
türetildiğini öne sürüyor; Türkçe yazının Şölgentaş Mağarası’nda bulunan
kaynaklarda, l6 000 yıl öncesine dek uzandığını; Erzurum’un Cunni Mağarası’nda
bulunmuş olan, kendi gözüyle okuyup yazıya döktüğü yazıtlara göre, ünlü Mısır
çivi yazısının bile, tam 7000 yıl önce, Anadolu’dan gitmiş olacağını
savunuyor.
Üstünyetenek, olsa olsa, evrendeki ilişki ağını en az ipucuyla, hani şu can
gözü adını verdiğimiz yetenekle sezip dile getirme olduğuna göre, o sıradışı
varlığın, Mustafa Kemâl Atatürk’ün, elinin altında henüz Kâzım Mirşan yokken,
şaşmaz biçimde saptadığı gibi Anadolu’da 7000 yıllık Türk varlığı da belgelenmiş
oluyor.
Kitapta sayısız ayrıntısını bulacağınız bu kanıtlara ırkçı, sözün tam
anlamıyla bağnaz, çıkarcı Batı’nın inanmasını boşuna beklemeyin.
Mirşan, Tarcan gibi sabırlı araştırmacılar aslında, Atatürk’ün ünlü: Türk,
öğün, ÇALIŞ, güven öğüdüne sağlam bir temel kazandırmaya uğraşıyorlar; hem de
somut belgelerle.
Irak Savaşı gözümüzü yeterince açmaya yetecek mi, hep birlikte göreceğiz,
yaşayacağız.
Cumhuriyet, 21.5.2003
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder