İDİL BİRET’İN YAKA PAÇA EMEKLİ EDİLİŞİ
Onlarca insanı hunharca öldürmüş mafya babası havaalanına indiğinde törenle
karşılanmış, ayağının altına kırmızı halı serilmişti.
İdil Biret’e ise, az kalsın, hemen oracıkta, yüzüne acımasız bir tokat
indirir gibi açıklayacaklarmış yaka paça emekli edildiğini.
Güzeller güzeli, tertemiz, soylu sanatçım verdiği kısa demeçte: “İyi ama,
sanatçının emekliliği olmaz ki, Arthur Rubinstein, 96 yaşında sahneye çıkıp
unutulmaz bir dinleti gerçekleştirmişti”, demiş. Evet, öyle olmuştu, ama bu,
hani şu demokrasi (?) denen kandırmacanın yürürlükte olduğu, işlerin bu kadar
keskinleşmediği dönemdeydi.
Aslında, gerek yurdumda, gerek dünyada hâlâ eski kavramların, hukukun,
adaletin, insan haklarının var olduğuna inananların; gözlerinin önündeki sayısız
karşı kanıta karşın, inatla inanmayı sürdürmek isteyenlerin uyanmaları gereken
gün geldi çattı, geçti bile.
Bingöl’de, şimdi milletvekili yaptığımız eski bir yüklenicinin – üstelik,
geçmişte yaptığı gibi, o işini sürdürüyor olabilir, dolaylı ya da dolaysız
yoldan – hiç sıkılmadan toplu gömütün başına gidebildiği gün, birkaç saat sonra,
hemen yakın bir ilde çekilmiş bir eğlence fotoğrafını gösterdi bu sabah
gazetecim: en az gelmiş geçmiş ünlü siyasetçiler kadar acımasız bir soyguncu
olan gazete sahibinin buyruğuyla basılmış resimde, birkaç bakan, sözümona
toplumcu-demokrat bir belediye başkanı, çalıp oynuyor; eskiden masa üstünde
kadın oynatırlardı, bu kez bir iş adamını çıkarmışlar…oynatılan kızlar kadar
çekici olmadıklarından besbelli, kimse adamı soymaya kalkmamış.
Yıkılan okulun yapımcısını hak ettiği gibi sorguya çekip sıkıştıramayan
halkın, hedef olarak, kendi içinden çıkmış güvenlik güçlerine saldırdığı,
araçların taşa tuttuğu, kırıp geçirdiği saatlerde bu beyler, keyiften gevşemiş
yüzlerle, oynayan adamın alnına dolar yapıştırıyormuş.
Ama kendimizi kandırmayı bırakalım: başka türlü olamazdı, hiçbir zaman da
olmadı. Eskiden gizliydi, şimdi göğüsler gere gere yapılıyor; kendilerini
ilerici sananlar uyanmadıkça, azgınlaşarak sürecek.
Zaten hiçbir zaman gerçek hukuka uygun kılınmamış, evrenin temel yasalarına
göre biçimlendirilmemiş; hep bir sınıfın, bir kümenin, çok çok bir avuç insanın
çıkarlarına göre düzenlenmiş yasalara dayandırılan bir oyunu kuralına göre
oynamıyorlar diye yakınmaya olanak kalmadı artık; kabul ettiğin yasalara uygun
davran diye yalvarıp yakarmanın, dilencilik etmenin anlamı kalmadı.
Sokaklarda elini kolunu sallayarak, yumruk sıkarak, avaz avaz bağırarak
yürümenin; ona buna çürük domates ya da yumurta atmanın en küçük bir yararı
olmuyor.
Dünya halkları, kendi vergileriyle oluşturdukları silahlı güçleri yeniden
kendi teme, evrensel haklarını savunmaya razı edemedikleri; onların belirleyici
gücüyle yeni, gerçek yasalar yazıp yürürlüğe koyamadıkça, her yerde, bütün İdil
Biret’ler yaka paça emekli edilecek; üç kuruşla yaşamaya çalışan yığınla
emeklinin aylığından tutum parası kesilecek; ilacın daha ucuzunu almaya
zorlanacak; usunuza gelen gelmeyen bir sürü hokkabazlık yapılacaktır.
Gerçek türküseverler, sevgili Ruhi Su’nun unutulmaz bir yorumla Anadolu
halkına anımsattığı şiiri anımsarlar:
“Nesini söyleyim canım efendim? Gayri düzen tutmaz telimiz bizim.”
Sevgili insan kardeşlerim, o can teline yeni bir düzen vermeyi elbirliğiyle
başaramazsak, her gün, her olayda ağlayıp sızlamanın kimseye yararı olmayacak;
silahlı çeteler hepimizi diledikleri gibi kandırıp soymayı sürdürecek.
Sevgili İdil’e de, senin emeğin, değerini bilenlerin gözünde, kulağında,
sonsuza dek yaşacak canım, diyorum.
Cumhuriyet, 7 Mayıs 2003
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder