8 Ocak 2013 Salı

İDİL BİRET’İN YAKA PAÇA EMEKLİ EDİLİŞİ

İDİL BİRET’İN YAKA PAÇA EMEKLİ EDİLİŞİ


Onlarca insanı hunharca öldürmüş mafya babası havaalanına indiğinde törenle karşılanmış, ayağının altına kırmızı halı serilmişti.
İdil Biret’e ise, az kalsın, hemen oracıkta, yüzüne acımasız bir tokat indirir gibi açıklayacaklarmış yaka paça emekli edildiğini.
Güzeller güzeli, tertemiz, soylu sanatçım verdiği kısa demeçte: “İyi ama, sanatçının emekliliği olmaz ki, Arthur Rubinstein, 96 yaşında sahneye çıkıp unutulmaz bir dinleti gerçekleştirmişti”, demiş. Evet, öyle olmuştu, ama bu, hani şu demokrasi (?) denen kandırmacanın yürürlükte olduğu, işlerin bu kadar keskinleşmediği dönemdeydi.
Aslında, gerek yurdumda, gerek dünyada hâlâ eski kavramların, hukukun, adaletin, insan haklarının var olduğuna inananların; gözlerinin önündeki sayısız karşı kanıta karşın, inatla inanmayı sürdürmek isteyenlerin uyanmaları gereken gün geldi çattı, geçti bile.
Bingöl’de, şimdi milletvekili yaptığımız eski bir yüklenicinin – üstelik, geçmişte yaptığı gibi, o işini sürdürüyor olabilir, dolaylı ya da dolaysız yoldan – hiç sıkılmadan toplu gömütün başına gidebildiği gün, birkaç saat sonra, hemen yakın bir ilde çekilmiş bir eğlence fotoğrafını gösterdi bu sabah gazetecim: en az gelmiş geçmiş ünlü siyasetçiler kadar acımasız bir soyguncu olan gazete sahibinin buyruğuyla basılmış resimde, birkaç bakan, sözümona toplumcu-demokrat bir belediye başkanı, çalıp oynuyor; eskiden masa üstünde kadın oynatırlardı, bu kez bir iş adamını çıkarmışlar…oynatılan kızlar kadar çekici olmadıklarından besbelli, kimse adamı soymaya kalkmamış.
Yıkılan okulun yapımcısını hak ettiği gibi sorguya çekip sıkıştıramayan halkın, hedef olarak, kendi içinden çıkmış güvenlik güçlerine saldırdığı, araçların taşa tuttuğu, kırıp geçirdiği saatlerde bu beyler, keyiften gevşemiş yüzlerle, oynayan adamın alnına dolar yapıştırıyormuş.
Ama kendimizi kandırmayı bırakalım: başka türlü olamazdı, hiçbir zaman da olmadı. Eskiden gizliydi, şimdi göğüsler gere gere yapılıyor; kendilerini ilerici sananlar uyanmadıkça, azgınlaşarak sürecek.
Zaten hiçbir zaman gerçek hukuka uygun kılınmamış, evrenin temel yasalarına göre biçimlendirilmemiş; hep bir sınıfın, bir kümenin, çok çok bir avuç insanın çıkarlarına göre düzenlenmiş yasalara dayandırılan bir oyunu kuralına göre oynamıyorlar diye yakınmaya olanak kalmadı artık; kabul ettiğin yasalara uygun davran diye yalvarıp yakarmanın, dilencilik etmenin anlamı kalmadı.
Sokaklarda elini kolunu sallayarak, yumruk sıkarak, avaz avaz bağırarak yürümenin; ona buna çürük domates ya da yumurta atmanın en küçük bir yararı olmuyor.
Dünya halkları, kendi vergileriyle oluşturdukları silahlı güçleri yeniden kendi teme, evrensel haklarını savunmaya razı edemedikleri; onların belirleyici gücüyle yeni, gerçek yasalar yazıp yürürlüğe koyamadıkça, her yerde, bütün İdil Biret’ler yaka paça emekli edilecek; üç kuruşla yaşamaya çalışan yığınla emeklinin aylığından tutum parası kesilecek; ilacın daha ucuzunu almaya zorlanacak; usunuza gelen gelmeyen bir sürü hokkabazlık yapılacaktır.
Gerçek türküseverler, sevgili Ruhi Su’nun unutulmaz bir yorumla Anadolu halkına anımsattığı şiiri anımsarlar:
“Nesini söyleyim canım efendim? Gayri düzen tutmaz telimiz bizim.”
Sevgili insan kardeşlerim, o can teline yeni bir düzen vermeyi elbirliğiyle başaramazsak, her gün, her olayda ağlayıp sızlamanın kimseye yararı olmayacak; silahlı çeteler hepimizi diledikleri gibi kandırıp soymayı sürdürecek.
Sevgili İdil’e de, senin emeğin, değerini bilenlerin gözünde, kulağında, sonsuza dek yaşacak canım, diyorum.
Cumhuriyet, 7 Mayıs 2003

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder