Gültekin’i tam olarak ne zaman, hangi koşullarda tanıdığımı anımsayamıyorum
şimdi; ama Nişantaşı’nda küçük bir ev, tanıdık yüzler geliyor gözümün önüne; ve
cıvıl cıvıl konuşkan, şakacı, aslında çok iyi bilmese de araya durmadan
Osmanlıca sözcükler ve deyimler katan bir delikanlı. Fotoğrafın ülkemizde henüz
emeklediği yıllar.
Sonra, böyle yüz yüze can cana görüşmesi olmayan, ancak zaman zaman kimi film
gösterimlerinde, sergilerde karşılaşmalar; ayak üstü sarılışmalar, küçük
şakalaşmalar. Benim gibi zaman içinde saçları azalsa da, yaşama sevinci, iyimser
ışığı hiç tükenmeyen Gültekin.
Alanım sözlü anlatım olsa da, görüntüye vurgun olduğumdan, bütün fotoğraf
etkinliklerinde, sergilerinde, derlemelerinde karşıma çıkan sevinç, sevgi dolu
Çizgen adı.
Ve bir de baktık ki, 50 yıl tamamlanmış.
Ulusal Kanal’daki tatlı söyleşide vurguladığı gibi, fotoğrafı en kolay, en
kaçınılmaz yol gibi gözüken gazete haberciliğinde kullanmaya yanaşmadan, “tam
zamanlı sanat fotoğrafçısı” olmayı seçiş; üstelik, alıcısını, izleyicisini de
kendi çabalarıyla, emekleriyle yaratmaya çalışma. Bunun için elbette ilkin
kendisini oluşturma, yoğurma, okuma, izleme, sergiden sergiye, müzeden müzeye.
Ülkeden ülkeye, kitaptan kitaba koşma; ama bunları görev gibi değil, gerçek
yaşama sevinciyle yapış.
Hani benim “yaşama sanatı” diye özetlediğim bileşim.
Bu sanatın çıraklığını bilinçli seçme; ardından ustası olma.
Bu meraklı, yorulmak bilmez, coşkulu yaşama sanatı çırak-ustası, 5
anakaranın, 72 ülkesini gezmiş; oralardan izlenimlerini “Afrika Günlüğü” ve
“Dünyadan Sevgilerle.25 Ülke 25 Yorum” adlı kitaplarda toplamış.
Kendi tasarlayıp hazırladığı, yönettiği çok araçlı ses-görüntü gösterilerini
24 ülkeye armağan etmiş.
1967’de ilk fotoğraf albümü yayınlanmış: “Fotoğraflar”. Hemen ertesi yıl, çok
güzel bir adlandırmayla fotoğrafça dediği dili insan kardeşlerine öğretmek,
sevdirmek üzere “Fotoğraf Yazıları”.
1994’te yayınlanan “Fotoğraf ve Yaşam Yokuşunda ilk 50” de aralarında, 16
eğitim amaçlı çalışma, 13 albüm, resmi ve camı konu alan 12 katalog ve albüm,
toplam 41 basılmış yayın.
50. yılını kutlamak üzere, Say yayınları, Taksim’de, Metro girişinde
sergilenen fotoğraflarından seçmeleri çift başlı bir kitapta toplamış: Yaşamın
İçindeyiz/İyi Günler İstanbul.
Daha önce adı bile her şeyi anlatan “Sanat Köprüsü Sırat Köprüsü” nü basmış
olan Arkeoloji ve Sanat yayınları, “Gültekin Çizgen.50. Sanat Yılı Armağanı”
adlı bir İncelemeler-Bakışlar- Anılar güldestesi basmış; yazar çizer fotoğrafçı
sinemacı aklınıza ne gelirse, onu seven, sanat ve yaşam serüveninin değerini
bilen bir kucak insan izlenimlerini dile getirmiş.
Kendisiyse, 50 yıllık sevdasından derlenmiş gülleri “LEKE” adıyla armağan
etmiş gönüldeşlerine; albümün ilk basımı 1998.
Bakın ne diyor “Benim Lekelerim” bölümünde:
“Doğrudan fotoğrafın görevi, bir şey anlatmak, bir biçim içinde anlatmak,
tekniğe yaslanmak ve son hesaplaşmada hakiki-sahi(ci) olmaktır. Anlatım bir
hikâyedir, fıkradır. Biçim ise bir dildir ve biz anlatım biçim dilinden,
‘fotoğrafça’dan çözmleriz. Fotoğrafı, dünyayı yaşamıyla, doğasıyla yeniden
yorumlayacak ve anlamlandıracak yepyeni bir biçim dünyası olarak görüyorum.
‘Leke’ bir biçim öğesidir. Fotoğraf üzerine bitmeyen tartışma ‘Öz’ ve ‘Biçim’
olgusudur. Bunlar birbirinden asla kopmayan yapışık ikizlerdir.Elli yıllık
fotoğraf serüvenimde, anlatımcı yaklaşımın yanında, biçime de çok önem verdim.
Biçimin yapısının fotoğrafı zenginleştirdiğine inandım.”
Doğrusu, ömrünün ve kişiliğinin ayrılmaz parçası kıldığı fotoğrafla,
fotoğrafça yaşadı sevgili Gülkekin Çizgen; ne mutlu ona da, bize de!
Cumhuriyet, 24 Aralık 2008.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder