Sevgili Bânû Avar’ın, geçen Mayıs’ta, kâğıt üzerinde sözleşmesi sürerken,
izlencesinin son bölümünü kurgularken küt diye işten atılışını anımsıyorsunuzdur
sanırım. Aslında bu, Türkiye’de bağımsızlığı, onurlu duruşu savunan her kişi ve
kuruma yöneltilen toptan saldırısının bir parçasıydı; daha Ergenekon denen o
inanılmaz hukuk ve insanlık ayıbı başladığı gün, küresel harakiri’ye baş koymuş
sersemlerin yurdumuzdaki bütün karşıçıkanları susturmaya kararlı oldukları
belliydi. Bânû Avar da onlar arasındaydı, çünkü en çok izlenen belgesellerden
birini hazırlıyordu; öyle demokrasi, çok seslilik gibi cicili sözlere bakmayın
elbet.
Avar, TRT’deki son dizisinin “13 Ülkede Batı Projeleri” başlığını taşıyan
bölümünde kullandığı metinleri, Remzi Kitabevi’nin bastığı Böl ve Yut’ta
toplamış. Kitabın üst başlığı da çok tanıdık: “Batı’nın politikaları bugün de
aynı”. Bakın ne diyor kitabın önsözünde:
“2007’nin birinci döneminde gittiğim 13 ülkenin hâl-i pürmelâli bu kitapta
derledim.
İngilizlerin ‘böl ve hükmet’ olarak özetlediği sömürge kuralını kitaba ad
olarak seçmiştim. Ama bir ağabeyimin önerisiyle ‘Böl ve Yut’ olarak değiştirdim.
Sınırlar Arasında programanın son yolculuk notlarını kapsayan bu kitapta,
Ortadoğu’da İngiliz eliyle yaratılan İsrail devletini; Balkanlar’da,
Kafkaslar’da, Afrika ve Uzak Asya’da kopyalama çalışmalarından örnekler
sunulmaktadır. Batı emperyalizminin dünyanın çeşitli coğrafyalarında yer alan
birçok ülkede ‘Böl ve Yut’ şablonunu nasıl uyguladığını anlatmaya çalıştım. Bu
şalon ilk kez Ortadoğu’da İsrail devleti yaratılarak uygulandı.
Kitapta, bu 13 ülkede, benzer metotlar uygulanarak hakların nasıl birbirine
kırdırıldığını, komşu devletlerin arasına nasıl kamalar sokulduğunu ve ‘amaca
ulaşmak için’ değişmez bir yöntemin, ‘işbirlikçiler’ vasıtasıyla nasıl
sahnelendiğini okuyacaksınız.
Emyeryalizmin baskısına başkaldıranları, boyun eğenlerle kıyaslayacaksınız.
Gözyaşı ve kana bulanmış ülkelerde iç ve dış ‘bedhahların’ marifetlerinden
örnekler bulacaksınız… Ve her ülkede sahneye konulan oyunların şifresinin
yüzyıllardır ne kadar benzer olduğuna bir kez daha şaşacaksınız…
Batı’nın ‘Böl ve Yut’ oyunu aslında zayıf temeller üzerinde duruyor. Halkın
örgütlü birliği Batı’nın oyununu bozuyor.
O yüzden bunca cefa, işkence, yalan ve kan!
Ama her şeye rağmen tarih, sahnelenen oyunun uzun vadede işe yaramadığını
birçok örnekle anlatıyor… Durum, direnen halkların yeni destansı örneklerine
şahit olacağımızı müjdeliyor…”
Kapağına sevgili Bânû Avar’ın ışıl ışıl bakışlarını yansıtan bir resminin
konduğu kitap, bütün gerçekçi, belgeli yapıtlar gibi, çok karanlık, karamsar
sayfalar, bölümler içerse de, coşkulu devrimcilere özgü evrenin yapısında
varolan etkiye tepki kuralını eksiksiz bilen bir insanın somut umutlarını da
taşıyor, yansıtıyor her zamanki gibi
Gerçi, bu yıl ön sarsıntılarını yaşadığımız anamalcı çöküş, elindeki kandırma
araçlarıyla, günde 24 saat, bütün boyalı kanal ve gazetelerle çekilenlerin,
çekileceklerin doğru olmadığını yaymayı sürdürse; batışını gizlemek üzere
eskiyen Solgun Yüz’ün yerine, kandırıcı Çukulatı’yı geçirse de, asıl hastalık
yerli yerinde duruyor: insanların gerçek gereksinmelerini karşılayacak doğal
ürünler üretmeden; onların yalan dolanla değil gerçek somut bilgilerle
donatılmalarını; herkesin koşulsuz eşit parasız sağlık güvencesine
kavuşturulmasını sağlamadan; başka bir deyişle, anamalcı düzensizlik ve kıyımın
yerine küresel dayanışma, yardımlaşma, sevgiyi paylaşma düzenini geçirmeye;
bunun içinde en azından son bir iki yüzyıldan beri yaptığımız gibi sorumsuz bir
savurganlık içinde çılgınca yaşamak yerine, kemer sıkmaya, sorumlu ve ölçülü
davranmaya bütün dünyaca yemin etmeden en küçük bir düzelme umudu yok, olamaz
da!
İnsanlığın yarın nasıl yaşaması gerektiğine, 2009’da onurlu Devrim’inin 50.
Yılı’nı kutlayacak Küba ya da birer ikişer onun inançlı yoluna giren Güney
Amerika ülkeleri canlı örnektir. İş işten geçmeden kavrayabilirsek…
Cumhuriyet, 10 Aralık 2008.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder