GAFLET DALALET HIYANET”
Gençler için açalım: Aymazlık, azma (doğru yoldan sapma) ve döneklik. Bu,
sevgili Yılmaz Dikbaş’ın son kitabının adı; öncekiler gibi Asya-Şafak yayınları
bastı. Adını hak eden dostum, büyük bir sabır ve ısrarla, ülkemizi yabancılara
altın tabakta sunma görevini üstlenmiş şaşkın ya da gönüllü devşirmeleri
sergiliyor, görmek anlamak isteyene.
Bakın ne diyor daha önsözünde:
“Türkiye Cumhuriyeti tarihinin, Atatürk’ün ölümünden hemen sonra başlayıp
günümüze kadar gelen süreci aslında, adım adım ilerleyen ‘Gaflet, Dalalet ve
Hıyane’in bir dökümüdür.
İşte bu sürecin kilometre taşları diyebileceğimiz aşamaları:
* İsmet İnönü, 2.Dünya Savaşı’ndan sonra, Sovyetler Birliği ile sorun
yaşadığı günlerde Amerikalı bir gazeteciye şunları söylüyordu:
‘Rusya gelip aradaki anlaşmazlıklara olumlu biçimde çözme önerisinde bulunsa
bile, ben Türk siyasetinin Amerikan siyasetiyle el ele gitmesi
taraftarıyım.’
* İsmet İnönü, Cumhurbaşkanı seçildikten 4,5 ay sonra, 1 Nisan 1939 günü,
yabancı bir ülkeye (ABD’ye) imtiyaz tanıyan ilk anlaşmayı yaptı. 5 Mayıs 1939’da
yürürlüğe giren bu anlaşmaya göre Türkiye, ABD’ye: ‘Gerek ithalat ve ihracatta,
gerekse diğer tüm konularda en ziyade müsaadeye mazhar ülke statüsü’ tanıdı.
Ayrıca ABD sanayi malları için %12 ile %88 arasında değişen oranlarda gümrük
indirimleri sağladı.
* 1945’ten sonra motor ve ağır sanayi yatırımlarından vazgeçildi, bu yöndeki
eğilimler resmi politikadan çıkarıldı. Türkiye yabancı sermayeye denetimsiz
olarak açıldı, gübre ve tahıl ürünleri de içinde, her şeyi dışardan almaya
yöneldi; yoğun dış bor alındı. Petrol yasasıyla petrol işletmeciliği devlet
tekelinden çıkarıldı.(…)
*Amerikan donanmasının Misouri Zırhlısı 5 Nisan 1946 günü İstanbul’a
geldiğinde, büyük törenlerle karşılanmıştı. O günlerde TBMM’de inanılmaz
konuşmalar yapılıyordu. Başbakan Şükrü Saraçoğlu, Türkiye’nin ABD’ye olan 4,5
milyon dolar borcunu ödemesi üzerine şunları söylüyordu:
‘Hepimiz inanıyoruz ki, ABD’ye bu parayı vermekle borcumuzun yalnız maddi
kısmını ödüyoruz. ABD’ye bir de manevi borcumuz var ki, onu da özgürlük,
eşitlik, bağımsızlık ve insanlık dâvâlarında Amerika’nın bulunduğu saflarda
bulunmak suretiyle ödeyeceğiz.’
27 Aralık 1949 tarihi, Türk Milli Eğitim tarihinde bir dönüm noktasıdır. Bu
tarihte ABD ile yapılan ‘Eğitim İle İlgili Anlaşma’, Türk çocuklarının eğimini
resmen Amerikalılara teslim ediyordu. Bu anlaşmanın birinci maddesi şöyle:
‘Türkiye’de, Birleşik Devletler Eğitim Komisyonu adında bir komisyon
kurulacaktır. Bu komisyon, niteliği bu anlaşma ile belirlenen ve parası
T.C.Hükümeti tarafından sağlanacak eğitim programlarının yönetimini
kolaylaştıracak, Türkiye Cumhuriyeti ve ABD tarafından tanınacaktır.’
(Kararlarını nasıl vereceğini geçen hafta da yazmıştım.)
* Türkiye Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, 20-25 Şubat 1952 tarihlerinde
Lizbon’daki NATO Konseyi Zirvesi’nde şunları söylüyordu:
‘ Karşınızda, büyük bir istekle ve kayıtsız şartsız işbirliği anlayışıyla
hareket etmeyi ilke edinmiş bir Türkiye bulacaksınız.’
* 1958’de Başbakan Adnan Menderes şunları söylüyordu:
‘Milli ya da bağımsız bir dış siyaset gütmek, aslında BM’in demokrasi
anlayışından uzaklaşmaktır.’
12 Kasım 1956’da ‘Tarım Ürünleri Anlaşması’ imzalandı. Anlaşmanın iki maddesi
şöyle:
Madde 2: Türkiye’nin yetiştirdiği ve anlaşmada adı geçen ya da geçmeyen
ürünlerin Türkiye’den yapılacak ihracatı ABD tarafından denetlenecektir.
Madde 3 (b): Türk ve Amerikan heyetleri, Türkiye’de Amerikan mallarına talebi
arttırmak için birlikte hareket edeceklerdir.’
Uzatmayayım, yurdumuzun kanla canla kazanılmış bağımsızlığının ve
topraklarının 1938 Kasım’ından başlayarak her alandaki gönüllü devşirmeler
eliyle üstelik bu kez tek kurşun atmadan yabancılara, öncelikle Amerikalılara
nasıl armağan edildiğini ayrıntılarıyla görüp öğrenmek istiyorsanız. Hemen alın
Yılmaz Dikbaş’ın son kitabını da öbürlerini de.
Cumhuriyet, 7 Kasım 2007
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder