8 Ocak 2013 Salı

AYDEMİR ATALAY

AYDEMİR ATALAY


Nevzat Metin, AKM salonlarını bu kez Aydemir Atalay’ın çiçekleriyle bezedi.
Aydemir’i, 2001’de MR’de açtığı sergide tanıdım; o sergiyi de bana ortak dostumuz İsmail Avcı, üstüne basa basa duyurmuştu; daha sonra hemen bütün galerilerde, özellikle Doku’da görür oldum.
AKM’deki sergisini ve kitabını bana aylar öncesinden haber verdi; gittiğimde gözüme inanamadım: iki salonu da doldurmuştu resimleriyle, hem de hep orta ve büyük boy yapıtlarla.
Renklerine, konularına, anlatımına bayıldım. Ne yazık ki kitabı serginin açılışına yetişmemişti; dün ona da kavuştum.
Kitabın metni Ümit Gezgin’in; İngilizce’ye Ceylan Mutlu çevirmiş; kullanılan saydamları Aydemir kendisi çekmiş. Çizimsel tasarım Gaye-Murat Efe ikilisinin.
Kitaptan öğrendiğimize göre Atalay, 1937’de Ankara’da, Fatma_Şakir Atalay çiftinin yedi çocuğundan biri olarak doğmuş; babası, dürüst, çalışkan, ülkücü, ilkeli bir öğretmen, O yıllarda, öğretmen kazancıyla bu kadar çocuğu okutmak, yetiştirmek olanaksız elbet; bereket Köy Enstitüleri var. Aydemir’i de Düziçi’ndekine veriyorlar. Kendini İblise, ABD’ye, AB’ye satmamış olanlar biliyorlar o okullarda nasıl yetişildiğini: nitekim, Aydemir de, okulu bitirdikten sonra atandığı Kayseri’nin Küçükbürüngüz Köyü’nde, edindiği bütün birikimi değerlendiriyor: boş lâf yerine, öne düşüp örnek oluyor, okulun önündeki çeşmenin suyunu arkadaki devedikenli bahçeye yöneltiyor; dikenleri söktürüp yerine elma ağaçları diktiriyor; koyunları merinosa, inekleri montofona çevirtiyor; veterinerlerin sağladığı iki koçla yapay tohumlamayı başlatıyor. Tavukçuluğun en iyisini gösteriyor, insanları halıcılığa özendiriyor; su kıyısına söğütler, kavaklar diktiriyor. Kısacası, en çorak sayılan bir köyden bile yaşam fışkırtıyor.
Aynı verimliliğe Tunceli Öğretmen Okulu’nda da tanık oluyoruz. Bu üretim içinde eğitim-öğretimi öylesine kusursuz benimseyip uyguluyor ki, bir ara atandığı babasının okulunda, beylik yöntemle yetişmiş iyi niyetli, elinde olmadan biçimci babasıyla ters düşüyor.
Çocukluğundan beri iki tutkusu var:güreş, resim. O arada, babası gibi, o da erkenden evleniyor, bir dizi kız. Ancak resim kazanı içinde fokur fokur; görece ileri yaşına karşın, Gazi Eğitim’in sınavlarına girip, ikincisinde, hem de ikincilikle kazanıp okuyor, başarıyla bitiriyor. 1970-80 arasında, İstanbul Eğitim Enstitüsü’nde öğretmenlik, yöneticilik; ardından Marmara Üniversitesi. Derken aileden beri sürüp gelen geçim sıkıntısı; öğretmenliği bırakıp tecimsel üretime geçiş; ta başında öğrendiği fotoğraf sanatı da içinde, elindeki bütün hünerlerin kullanılışı.
Ve, 2000’de, resme dönüş.
Sergiye gidebildiniz mi bilmem? Köy evlerini, köylüleri, tarlaları, kayaları, göçe zorlanan insanları, sokaklara atıp tiner çekme cezasına çarptırdığımız çocuklarımızı, Kurtuluş Savaşı kahramanlarını, Bağdat’ta insanların kafasına tüfeğini dayayan sersemleri kendine özgü biçim ve renklerle belgelemiş; ayrıca, doğadan, gece gündüz, kırda deniz kıyısında, inanılmaz şiirsellikte görüntüler.
Doğrusu, olması, yaratılması gereken insana çok güzel bir örnek Aydemir Atalay: gücünün, yeteneklerinin dolu dolu bilincinde; tam bir güreşçi gibi, yaşam onu kündeye getirirken yepyeni bir oyunla sıyrılıp bastıran; o arada yüzündeki gülümseyişi hiç eksik etmeyen bir dünyalı. Ne mutlu ona da, yakınlarına da, dostlarına, sanatseverlere de.
Bu güzel sergi ve kitap için de, bin bir sıkıntıyla boğuşurken olanaksızı gerçekleştirip onları bize size sunan Nevzat Metin’e de sonsuz teşekkür.

Cumhuriyet, 01.06.2005

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder