AYDEMİR ATALAY
Nevzat Metin, AKM salonlarını bu kez Aydemir Atalay’ın çiçekleriyle
bezedi.
Aydemir’i, 2001’de MR’de açtığı sergide tanıdım; o sergiyi de bana ortak
dostumuz İsmail Avcı, üstüne basa basa duyurmuştu; daha sonra hemen bütün
galerilerde, özellikle Doku’da görür oldum.
AKM’deki sergisini ve kitabını bana aylar öncesinden haber verdi; gittiğimde
gözüme inanamadım: iki salonu da doldurmuştu resimleriyle, hem de hep orta ve
büyük boy yapıtlarla.
Renklerine, konularına, anlatımına bayıldım. Ne yazık ki kitabı serginin
açılışına yetişmemişti; dün ona da kavuştum.
Kitabın metni Ümit Gezgin’in; İngilizce’ye Ceylan Mutlu çevirmiş; kullanılan
saydamları Aydemir kendisi çekmiş. Çizimsel tasarım Gaye-Murat Efe
ikilisinin.
Kitaptan öğrendiğimize göre Atalay, 1937’de Ankara’da, Fatma_Şakir Atalay
çiftinin yedi çocuğundan biri olarak doğmuş; babası, dürüst, çalışkan, ülkücü,
ilkeli bir öğretmen, O yıllarda, öğretmen kazancıyla bu kadar çocuğu okutmak,
yetiştirmek olanaksız elbet; bereket Köy Enstitüleri var. Aydemir’i de
Düziçi’ndekine veriyorlar. Kendini İblise, ABD’ye, AB’ye satmamış olanlar
biliyorlar o okullarda nasıl yetişildiğini: nitekim, Aydemir de, okulu
bitirdikten sonra atandığı Kayseri’nin Küçükbürüngüz Köyü’nde, edindiği bütün
birikimi değerlendiriyor: boş lâf yerine, öne düşüp örnek oluyor, okulun
önündeki çeşmenin suyunu arkadaki devedikenli bahçeye yöneltiyor; dikenleri
söktürüp yerine elma ağaçları diktiriyor; koyunları merinosa, inekleri montofona
çevirtiyor; veterinerlerin sağladığı iki koçla yapay tohumlamayı başlatıyor.
Tavukçuluğun en iyisini gösteriyor, insanları halıcılığa özendiriyor; su
kıyısına söğütler, kavaklar diktiriyor. Kısacası, en çorak sayılan bir köyden
bile yaşam fışkırtıyor.
Aynı verimliliğe Tunceli Öğretmen Okulu’nda da tanık oluyoruz. Bu üretim
içinde eğitim-öğretimi öylesine kusursuz benimseyip uyguluyor ki, bir ara
atandığı babasının okulunda, beylik yöntemle yetişmiş iyi niyetli, elinde
olmadan biçimci babasıyla ters düşüyor.
Çocukluğundan beri iki tutkusu var:güreş, resim. O arada, babası gibi, o da
erkenden evleniyor, bir dizi kız. Ancak resim kazanı içinde fokur fokur; görece
ileri yaşına karşın, Gazi Eğitim’in sınavlarına girip, ikincisinde, hem de
ikincilikle kazanıp okuyor, başarıyla bitiriyor. 1970-80 arasında, İstanbul
Eğitim Enstitüsü’nde öğretmenlik, yöneticilik; ardından Marmara Üniversitesi.
Derken aileden beri sürüp gelen geçim sıkıntısı; öğretmenliği bırakıp tecimsel
üretime geçiş; ta başında öğrendiği fotoğraf sanatı da içinde, elindeki bütün
hünerlerin kullanılışı.
Ve, 2000’de, resme dönüş.
Sergiye gidebildiniz mi bilmem? Köy evlerini, köylüleri, tarlaları, kayaları,
göçe zorlanan insanları, sokaklara atıp tiner çekme cezasına çarptırdığımız
çocuklarımızı, Kurtuluş Savaşı kahramanlarını, Bağdat’ta insanların kafasına
tüfeğini dayayan sersemleri kendine özgü biçim ve renklerle belgelemiş; ayrıca,
doğadan, gece gündüz, kırda deniz kıyısında, inanılmaz şiirsellikte
görüntüler.
Doğrusu, olması, yaratılması gereken insana çok güzel bir örnek Aydemir
Atalay: gücünün, yeteneklerinin dolu dolu bilincinde; tam bir güreşçi gibi,
yaşam onu kündeye getirirken yepyeni bir oyunla sıyrılıp bastıran; o arada
yüzündeki gülümseyişi hiç eksik etmeyen bir dünyalı. Ne mutlu ona da,
yakınlarına da, dostlarına, sanatseverlere de.
Bu güzel sergi ve kitap için de, bin bir sıkıntıyla boğuşurken olanaksızı
gerçekleştirip onları bize size sunan Nevzat Metin’e de sonsuz teşekkür.
Cumhuriyet, 01.06.2005
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder