YENİ OYUNLAR YENİ KİTAPLAR
İzlediğimiz ilk oyun, Şehir Tiyatroları’ndaki, Bilge Emin’in Duşan Kovaçeviç’ten çevirdiği İntiharın Genel Provası’ıydı.
M. Nurullah Tuncer’in hem sahne tasarımı yapıp hem sahneye koyduğu oyunu bize sevgili Bennu Yıldırımlar haber verdi; o da oyunda “kadın”ı canlandırıyor.
Nicedir düşünürdüm, çağımızın sorunlarını anlatan güncel bir oyun neden yazılmıyor, böyle bir film neden çekilmiyor diye; oysa hem film yönetmeni, hem oyun yazarı olan Duşan Kovaçeviç bunu yapmış, hem büyük bir başarıyla.
Başta ABD, bütün anamalcı sülüklerin dünyamızın başına ördükleri çorapları; ülkeleri, halkları gözlerini kırpmadan param parça edişlerini çok çarpıcı biçimde anlatmış; hem de, bu dış sülüklere eşlik eden iç sülükler aracılığıyla: Yugoslavya’yı darmadağın eden dış kaynaklı oyunlara, içerdeki alçak acımasızlar da katılmış; bir gecede işlerini, evlerini, her şeylerini yitiren umutsuz insanları kandırmak, canların alırken, organlarını da birer birer koparıp satmak üzere çeteler oluşmuş.
Sevgili Doğu Perinçek’in çarpıcı kitaplarından birinin adı Mafyokrasi (Çeteerki) dir; ve çok doğrudur, yerli yerindedir: bile bile mikrobu üretilen, bütün dünyaya saçılan aidsleri, domuz ya da kuş griplerini; sözümona bunları önlemek üzere bütün dünyaya kakalanan aşıları, ilaçları yapıp satanlar, böylece milyarlarca dolar kazananlar, aynı zamanda yürütmede yer alan bakanlar ya da sağlık örgütlerinde insanların sağlığını korumakla görevlendirilmiş(?) hekimler.
İntiharın Genel Provası, dönüşümlü olarak sürüyor Şehir Tiyatroları’nda; hangisinde oynandığına bakıp hemen koşun.
Sonraki oyunumuz Ferhan Şensoy’un Ruhundan Tramvay Geçen Adam’ıydı; 2. Dünya Savaşı sıralarında Almanya’nın Münih kentinde çalışmış bir güldürü ustasının Karl Valentin’in yaşamından, deneyiminden yola çıkarak Ferhan kendisi yazmış oyunu; her zamanki gibi sahne tasarımı da, bezem de, giysiler de onun. Müziğini, şarkılarını Grup Gündoğarken üstlenmiş.
Ferhancığım, her zamanki gibi, geçmişle bugün, Karl Valentin ile kendisi, topluluğu arasındaki koşutlukları çok iyi görmüş, göstermiş; sıradan insanların tepelerine çöken savaş içindeki yaşamlarını, çırpınışlarını, kısa, özlü, çarpıcı bir dille anlatmış; dilin bütün olanaklarından, çağrışımlarından yararlanarak canlandırıyor.
Can gözümüzü, can kulağımızı açabilirsek, ülkemizin, tiyatro sanatının nerede olduğunu, nereye sürüklendiğini çok iyi görebiliriz oyunu izlerken; ama doğrusu bunu yapıp yapamayacağımızdan, ya da ne zaman başarabileceğimizden hiç emin değilim; evrensel etkiye tepki zinciri sürüp gidiyor: bütün savaşları çıkartanların, silah yapıp satanların, ellerindeki yazıl ya da görsel iletişim araçlarıyla milyarları ayakta uyutanların hazırladıkları KÜRESEL HARAKİRİ’den vaktinde kurtulup kurtulamayacağımızı da bilemiyorum.
Gerçi, 500 yılı aşkın amansız, acımasız sömürüden sonra, Güney Amerika ülkeleri, öncüleri Küba’nın ardına düşüp daha âdil, daha paylaşmacı bir düzen kurmaya var güçleriyle çabalıyorlar; ama KÜRESEL HARAKİRİ satıcıları da boş durmuyor; bütün körlükleriyle ellerindeki son olanakları bu işe yatırıyorlar.
Sevgili Lâle Gürman’ın deyişiyle, dur bakalım n’olacak?
O arada, birkaç saatinizi adam gibi geçirmek istiyorsanız, Ferhan Şensoy ve Ortaoyuncuları sizi bekliyor.
*
Bilim ve Gerçek Kitaplığı, üç yeni kitabını göndermiş: Ender Helvacıoğlu’nun hazırladığı Tarih Bilincinden Yaşam Sevincine İnsanlığın Sözleri; Metin Özbek’in yazdığı 50 Soruda İnsanın Tarih Öncesi Evrimi.
Yazar bu çalışmasında, türeyim gözelere (genler) ve dil açısından, Yakındoğu ve Anadolu’da hangi insan topluluklarının yaşadığını, birbirlerini nasıl etkilediğini, hangi bileşimlere yol açtığını irdeliyor; meraklısı için çok ilginç elbet.
Üçüncü kitap, anamalcılığın öncüsü ve simgesi ABD’nin her şeyi nasıl yozlaştırıp eriteceğini kestiremeyen Sartre’ın geleceğin müziği olacağını sandığı cazı ele alan bir yapıt; M. Halim Spatar’ın Sidney Finkelstein’dan çevirdiği Bir Halkın Müziği/Caz.
Adından anlaşılacağı üzere, Afrika’dan getirilmiş kölelerin Birleşik Devletler’de yaratıp yaşattıkları cazı ele alıyor kitap; bu da merak edenler için son derece ilginç bir kaynak.
En çalışkan, üretken yayınevlerinden biri Berfin; şu sartıntılı, sıkıntılı günlerde bir dizi kitap çıkarmayı başarmış; bana gelenler şöyle:
Cazim Gürbüz’ün Kartal Gözüyle Laiklik’i; Zeki Karaaslan’ın Çürük Hayat’ı; Ahmet Kerim Gültekin’in Tunceli’de Sünni Olmak’ı; Lütfi Kaleli’nin Acılı Yaşam’ı; Arif Tekin’in Kûr’anda Kadın ve Hz. Muhammed’in Hanımları adlı incelemesi ve A. Murat Özhan’ın Aşktan Kalan; Mine Özdemirtaş’ın Yanlış Yataklarda Çürüyen Etlerimiz adlı şiirleri.
Bir de tam 748 sayfalık tuğla var: Okan Gökay Emgengil’in Türkiye Devrimi’nin Yol Haritası ve Avrasya Rotası.
Okan Gökay hukuk okumuş, savunman olmuş, ama belli ki hukukla toplum arasındaki ilişkiyi merak etmiş; Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanışını, Cumhuriyet’in kuruluşunu, gerçekleştirilen devrimleri, sonra karşıdevrimin boygöstermesini, yavaş yavaş güçlenip her şeye egemen oluşunu incelemiş kitabında.
İş Bankası Kültür Yayınları, Ruken Kızıler’in yönettiği Modern Klasikler Dizisi’ne iki yeni kitap eklemiş; Levent Cinemre’nin Jack London’dan çevirdiği Vahşetin Çağrısı ile Osman Çakmakçı’nın Franz Kafka’dan derleyip çevirdiği Aforizmalar.
481 sayfalık önemli bir kitap da Ali Alkan İnal’ın yönettiği araştırma-inceleme dizisinde yayınlandı: Abdi İpekçi ile Ömer Sami Coşar’ın hazırladıkları İhtilâlin İçyüzü.
Zamanında Milliyet gazetesinde yayınlanmış olan bu çalışma, yakın tarihimiz açısından çok önemli elbet; yurduma demokrasiyi getirmek üzere işbaşına gelen Celâl Bayar
-Adnan Menderes ikilisinin, Türkiye’yi Küçük Amerika yapacağız diyerek adım adım nasıl bir batağa sürüklediğini o günleri yaşayanlar biliyor; bu gidişi önlemek isteyen TSK, Cemal Gürsel önderliğinde, 27 Mayıs 1960’da yönetime el koymuştu.
Kitap, bu el koyuşun hazırlık dönemini ve o gün uygulanışını; ardından, Millik Birlik Komitesi içinde beliren ayrılık üzerine, içlerinden 14 kişinin tutuklanıp yurt dışına gönderilişini anlatıyor, hem de bütün ayrıntılarıyla.
Kırmızı Yayınları da Kemâl Özer’in bütün şiirlerini bir kitapta topladı: Yaralı Karanfil.
1959’da yayınlanan Gül Yordamı’ından, Temmuz İçin Yaralı Semah’a dek bütün kitapları biraraya getirilmiş bu yapıtta; yalnız, İsa Çelik’le birlikte hazırladıkları ve ona Yunus Nadi Şiir Ödülü’nü kazandıran İnsan Yüzünün Tarihinden Bir Cümle konmamış kitaba.
İlk kitabıyla son kitabından birer şiir alayım sizler için:
GÜL YORDAMI
herkesin başladığı onlar için bir gün / uzatılmış iskemlelerden ayakları / herkesin yolunda onların ayakları / onlar yüzler binler düşmek zorunda olan
kapıların önünü suluyor aylardan Pazartesi / sarışın kara kumral saçlardan kadınlar / hiç güzellikleri olmadı bakılsa anlaşılır / silâhtandır onların ağlaması bir gün
kuşlar mıdır onlar ki ellerinin altında / her kanatları ayrı haber / çay evi kapısından tanıyorum girer girmez / kalabalık oluyorlar daha ilk bakışta
şu bizim beğenmediğimiz korku / savaşırlık için onların açılan bir gül aralarında
OĞLUNDAN ÖKSÜZ KALAN ANANIN ŞİİRİ
Ağaç desem ağaca assam sazını
hangi dalın kıvrımına güvensem
Yol desem yola sorsam nerdedir
kimden gelir kime gider bilmeden
Rüzgârı eğlesem suyu yormasam
yaramın azmasına küskün kalmasam
Bilen oydu hangi diken nereme
dokundukça kanatırdı acımı
Hangi özlem kimin için duyulur
kimi yoksun kılar kendi canından
Hangi ana ölür ölür dirilir
kendi oğlundan nasıl öksüz kalırsa
Bilen oydu ölse bile sözü yere indirmez
hangi ozan kucağına sazı alınca
Berfin/Bahar, Mart 2010, s. 145
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder