6 Ocak 2013 Pazar

YENİ KİTAPLAR

YENİ KİTAPLAR


             Kırmızı Yayınları’na son uğradığımda, Fahri Özdemir üç yeni kitabını verdi; yayınevinin klasikler dizisinde aynı sarımsı kapaklarla basılmışlar.
            İlki, Seneca’nın Teselliler’i; Kenan Sarıalioğlu  çevirmiş;kapağını Serap Akçura  tasarlamış; dizgi Mesut Seven’in.
            Émile Zola’danda iki çeviri yayınlamışlar; Rahip Mouret’nin Günahı  ile Gerçek; ikisini de İsmail Yerguz  kazandırmış dilimize; sarı kapaklar yine  Serap Akçura’nın.
            İş Bankası Kültür Yayınları da her dizide kitap yayınını kesintisiz sürdürüyor; Kırmızı Yayınları’ndan buraya geçen Pınar Güven’e sevgili Rıfat Ilgaz’ın yapıtlarını vermişler; o da bana dizinin üç kitabını armağan etti: Karartma Geceleri, Kırk Yıl Önce Kırk Yıl Sonra ve Sarı Yazma. Kitapların görsel tasarımı Birol Bayram’ın; Sarı Yazma’nın düzeltisini Aslı Yalkut üstlenmiş.
            Kırk Yıl Önce Kırk Yıl Sonra’dan bir anıyı paylaşalım:
DÖNÜŞ
            Aydın, Pakize Hanım’ın evinde bulmuştu beni. Azdavay üzerinden tutmuştuk Cide’nin yolunu. Şu durumda ne Kastamonu ne Cide… Bozuk yollardan son hızla sürerek çıkmalıydık. Sıkıyönetim bölgesinin dışına.
            Kaçıyorduk, ama kimden? Komutandan mı? Dışarıdan gelenlere bilgi veren tuz-ekmekçi memleketlilerimden mi? Son günlerde büsbütün ölçüyü kaçıran tarikatçı şeriatçılardan mı?
            Ne yazık ki Atatürk benim kadar yaşamadı. Yarım yüzyıl, demek devrimciler için çok kısa bir süre…Geri bırakılmış bölgeler için…Bunun gerçekliği şu günlerde açıkça anlaşılmıyor mu?
            Cideli tutucular, kendi yetiştirdikleri çocuklarından, kendi aydınlarından mı korkuyor acaba, diye düşünürüm zaman zaman…Gene şu günlerde en seçkin aydınlar, öğretmenler kıyma makinesinin önüne atıldı, Zekeriya Kaya’lar, Mehmet’ler, Hüseyin’ler, Hasan Sözen’ler, Ramazan Tuğtepe’ler, Sevil Yıldırım’lar ve daha birçokları…
            Operasyon furyasında tüm gidenler geri döndüler. Kastamonu’dan hemen bırakılanlar, Mamaklara kadar gidip beraat edenler, yeniden öğretmenliğe dönenler…
            “Biz Cide’yi, Ünye, Fatsa yaptırmayız” diye kendi gençlerini, aydınlarını harcamaya kalkışanlar, verdikleri bilgiden ötürü teşekkür alanlar, gözbağcılıktan kendilerini pay çıkarıp şişinenler, değerli hemşerilerini hükümet önünden kasıla  kasıla yolcu edenler, bakıyoruz yine kolları sıvamış durumdalar, bu son günlerde. Uzaklaştırdıkları kişilerin sayısıyla övünenler Cidelerin Suudi Arabistan’ın bir ilçesi hâline getirmek için tekkelerde uykularını haram edip çareler düşünüyorlar. Yeni kurulan bir iki partiyi oluşturan üyelerin gönüllerinde açıktan açığa Atatürk düşmanlığı besleyip büyütenler… Yalnız Cide’de mi? Tüm Karadeniz kıyılarında. Cide, çoktandır, Cidde olup çıktı. Spikerlerimiz bile Cide’nin ‘d’sini çifteleyip duruyorlar, nedense.
            İşin şaşılacak yanı, Cide’mize yeni atamaların ekip atamaları biçiminde oluşturuluşu…Bakıyorsunuz, kaymakamla lise müdürü, sosyal bilgiler  dersinin öğretmeniyle ahlâk hocası. Veterinerle tarım uzmanı aynı bıçağın demirinden…Olayların üzerine giden müfettiş, sorguya değil takdirname vermeye gidiyor sanki. Suçlu tanık oluyor, okul müdürü, yardımcısıyla bilirkişi. Baş suçlu mu? Mutlaka şikayetçi olan dertli kişidir! Şu rastlantıya bakın ki, Cide’deki huzursuzlukların nedeninde, baltanın sapına büyük görev düşüyor. Baltanın demiri olmasa da, sapı mutlaka yerli ormandan!
            Bundan elli yıl önce Cide’den ‘Yol istemeyiz! Liman istemeyiz!’ diye imza mı toplanmış…Bir inceleyelim, tuz-ekmekçiler, gericiler vardır işin içinde! Değişmiyor bu kural yıllardır. Bir partide, iki partide toplanıveriyorlar, yıllar sonra!
            Değerli bir lise müdürünün, bir resim hocasının ayağı mı kaydırılacak?...İmzalar hep aynı tür imzalardır, şaşmıyor! Verdikleri bilgiden ötür teşekkür edilen uyduruk ağalar! Ya da onların yetiştirdiği, özendirdiği aynı ocaktan kişiler…
            Kıyma makinesinin görevi,kıyma üretmektir. Makinenin ağzına eti tıkıştıranlar kim? O denli çoğaldı ki bunlar, son günlerde! Dışarıdan gönderilen yöneticiler de var, en kötüsü, kötü eğitimciler,kötü yöneticiler…Sorunumuz bu kişilerin, yeni partilerin kurucuları arasında da yeterince bulunmaları… Demokrasi, biraz demokrasiyi hak etmiş olanların işi olmalı! Ne var ki demokrasiyi yozlaştırmak için önce halkın yozlaştırılması gerektiğini bu çarıklılarımız bizden çok daha iyi biliyorlar! Hem Kayserili olmak, hem de okuryazar…Bu meziyetin ikisi bir arada olanları da var! En tehlikelisi gene de ilçelerdeki tuz-ekmekçiler…Gençlerini, aydınlarını ele verip elleri arkalarında meydanlarda ağzı kulaklarında şişinenler…Uğurlayıcı olmakla ağa olduklarını sananlar…
                                                                       Ulus Gazetesi, 23 Mayıs 2011         


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder