Kırmızı Yayınları’na son uğradığımda, Fahri Özdemir üç yeni kitabını verdi;
yayınevinin klasikler dizisinde aynı sarımsı kapaklarla basılmışlar.
İlki, Seneca’nın Teselliler’i; Kenan Sarıalioğlu çevirmiş;kapağını Serap Akçura tasarlamış; dizgi Mesut Seven’in.
Émile Zola’danda iki çeviri
yayınlamışlar; Rahip Mouret’nin Günahı ile Gerçek; ikisini de İsmail Yerguz kazandırmış dilimize; sarı kapaklar yine Serap Akçura’nın.
İş Bankası Kültür Yayınları
da her dizide kitap yayınını kesintisiz sürdürüyor; Kırmızı Yayınları’ndan
buraya geçen Pınar Güven’e sevgili
Rıfat Ilgaz’ın yapıtlarını
vermişler; o da bana dizinin üç kitabını armağan etti: Karartma Geceleri, Kırk Yıl Önce Kırk Yıl
Sonra ve Sarı Yazma. Kitapların görsel
tasarımı Birol Bayram’ın; Sarı
Yazma’nın düzeltisini Aslı
Yalkut üstlenmiş.
Kırk
Yıl Önce Kırk Yıl Sonra’dan bir anıyı paylaşalım:
DÖNÜŞ
Aydın, Pakize Hanım’ın evinde bulmuştu beni.
Azdavay üzerinden tutmuştuk Cide’nin yolunu. Şu durumda ne Kastamonu ne Cide…
Bozuk yollardan son hızla sürerek çıkmalıydık. Sıkıyönetim bölgesinin
dışına.
Kaçıyorduk, ama kimden? Komutandan mı? Dışarıdan gelenlere bilgi veren
tuz-ekmekçi memleketlilerimden mi? Son günlerde büsbütün ölçüyü kaçıran
tarikatçı şeriatçılardan mı?
Ne yazık ki Atatürk benim kadar yaşamadı. Yarım yüzyıl, demek devrimciler
için çok kısa bir süre…Geri bırakılmış bölgeler için…Bunun gerçekliği şu
günlerde açıkça anlaşılmıyor mu?
Cideli tutucular, kendi yetiştirdikleri çocuklarından, kendi
aydınlarından mı korkuyor acaba, diye düşünürüm zaman zaman…Gene şu günlerde en
seçkin aydınlar, öğretmenler kıyma makinesinin önüne atıldı, Zekeriya Kaya’lar,
Mehmet’ler, Hüseyin’ler, Hasan Sözen’ler, Ramazan Tuğtepe’ler, Sevil
Yıldırım’lar ve daha birçokları…
Operasyon furyasında tüm gidenler geri döndüler. Kastamonu’dan hemen
bırakılanlar, Mamaklara kadar gidip beraat edenler, yeniden öğretmenliğe
dönenler…
“Biz Cide’yi, Ünye, Fatsa yaptırmayız” diye kendi gençlerini, aydınlarını
harcamaya kalkışanlar, verdikleri bilgiden ötürü teşekkür alanlar,
gözbağcılıktan kendilerini pay çıkarıp şişinenler, değerli hemşerilerini hükümet
önünden kasıla kasıla yolcu edenler,
bakıyoruz yine kolları sıvamış durumdalar, bu son günlerde. Uzaklaştırdıkları
kişilerin sayısıyla övünenler Cidelerin Suudi Arabistan’ın bir ilçesi hâline
getirmek için tekkelerde uykularını haram edip çareler düşünüyorlar. Yeni
kurulan bir iki partiyi oluşturan üyelerin gönüllerinde açıktan açığa Atatürk
düşmanlığı besleyip büyütenler… Yalnız Cide’de mi? Tüm Karadeniz kıyılarında.
Cide, çoktandır, Cidde olup çıktı. Spikerlerimiz bile Cide’nin ‘d’sini
çifteleyip duruyorlar, nedense.
İşin şaşılacak yanı, Cide’mize yeni atamaların ekip atamaları biçiminde
oluşturuluşu…Bakıyorsunuz, kaymakamla lise müdürü, sosyal bilgiler dersinin öğretmeniyle ahlâk hocası.
Veterinerle tarım uzmanı aynı bıçağın demirinden…Olayların üzerine giden
müfettiş, sorguya değil takdirname vermeye gidiyor sanki. Suçlu tanık oluyor,
okul müdürü, yardımcısıyla bilirkişi. Baş suçlu mu? Mutlaka şikayetçi olan
dertli kişidir! Şu rastlantıya bakın ki, Cide’deki huzursuzlukların nedeninde,
baltanın sapına büyük görev düşüyor. Baltanın demiri olmasa da, sapı mutlaka
yerli ormandan!
Bundan elli yıl önce Cide’den ‘Yol istemeyiz! Liman istemeyiz!’ diye imza
mı toplanmış…Bir inceleyelim, tuz-ekmekçiler, gericiler vardır işin içinde!
Değişmiyor bu kural yıllardır. Bir partide, iki partide toplanıveriyorlar,
yıllar sonra!
Değerli bir lise müdürünün, bir resim hocasının ayağı mı
kaydırılacak?...İmzalar hep aynı tür imzalardır, şaşmıyor! Verdikleri bilgiden
ötür teşekkür edilen uyduruk ağalar! Ya da onların yetiştirdiği, özendirdiği
aynı ocaktan kişiler…
Kıyma makinesinin görevi,kıyma üretmektir. Makinenin ağzına eti
tıkıştıranlar kim? O denli çoğaldı ki bunlar, son günlerde! Dışarıdan gönderilen
yöneticiler de var, en kötüsü, kötü eğitimciler,kötü yöneticiler…Sorunumuz bu
kişilerin, yeni partilerin kurucuları arasında da yeterince bulunmaları…
Demokrasi, biraz demokrasiyi hak etmiş olanların işi olmalı! Ne var ki
demokrasiyi yozlaştırmak için önce halkın yozlaştırılması gerektiğini bu
çarıklılarımız bizden çok daha iyi biliyorlar! Hem Kayserili olmak, hem de
okuryazar…Bu meziyetin ikisi bir arada olanları da var! En tehlikelisi gene de
ilçelerdeki tuz-ekmekçiler…Gençlerini, aydınlarını ele verip elleri arkalarında
meydanlarda ağzı kulaklarında şişinenler…Uğurlayıcı olmakla ağa olduklarını
sananlar…
Ulus Gazetesi, 23 Mayıs 2011
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder