YAŞAR ÇAĞBAYIR
Bugün size sıradan bir kahramanın sıradışı çalışmasından sözedeceğim.
Yaşar Çağbayır, Sökeli bir Türkçe öğretmeni; 1968’de okulunu bitirip Konya
Ereğli’nin Halkapınar Bucağı’ndaki ortaokula atanıyor; görev yerine gittiğinde
okulun adının var, binasının bulunmadığını görüyor. Bir öğretmen arkadaşıyla
ilkokulun alt katında iki sınıf açıp çalışmaya başlıyor. Okulun yazışma işleri
de doğal olarak onun üstünde. Günün birinde bakanlıktan “ekteki belgenin ‘mümzi’
ve ‘temhir’ kılınarak iadesi” diye bir yazı alıyor.(Ben 70 yaşındayım, bunca
yıldır dille uğraşıyorum, bu iki sözcüğü bilmiyorum; 1968’de MEB’dan gelen
yazıya bakın!) Türkçe öğretmeni Yaşar da bilmiyor doğal olarak, bütün sözlükleri
karıştırıyor, yok, yok. Yazı makinesinin başına geçip “ Okulumuzda mümzi ve
temhir bulunmamaktadır. Bilgilerinize arz ederim” diye yanıtlayıp kaymakama
götürüyor. Kaymakam yazıyı okuyunca gülmeye başlıyor: “Hay deli çocuk, istenen
dizelgeyi zaten imzalayıp mühürlemişsin”diyor.
Bu olay yaşamını değiştiriyor; bilmediği sözcükleri bir kenara yazmaya
başlıyor. Önce fihristlere yazıyor, onlar yetmiyor, fişlere geçiyor, bu fişleri
ayakkabı kutularında saklıyor. O kadar çoğalıyorlar ki, yıllar sonra evden
taşınırken salt onlar için bir römorkör getirmesi gerekiyor.
Bulduğu yeni sözcüklerle ilgili fişleri Türk Dil Kurumu’na bağışlamayı
düşünürken, yurdumuzun başına indirilen 1980 gürzünden sonra 1981’de bütün
okullara “her sınıfta bir Türkçe Sözlük bulundurulacak”genelgesinin ardından
cayıyor. 25 sınıfına aldırdığı Mehmet Doğan’ın sözlüğündeki yetersizlikleri
görünce, yazara mektup gönderiyor. 3 ay gece gündüz çalışıp düzelttiği Sözlük bu
biçimiyle yeniden basılıyor.
O arada Yaşar Çağbayır 1993’te MEB’dan Tarım Bakanlığı’na geçiyor, kendine
ayıracak zamanı artıyor. Ne yapayım şimdi? diye düşünürken, biriktirdiği
sözcüklerden bir sözlük oluşturmak geliyor usuna. Özbek diliyle Türkçe
arasındaki benzerlikleri görünce, Uygurcaya eğiliyor. Bu konudaki yabancı
kaynaklı belgeleri 2 oğlu Türkçe’ye çeviriyorlar. En çok TBMM Kitaplığı’ndan
yararlanıyor. 800 kitabın fotokopyasını yaptırıyor, 142 000 kaynağı tarıyor. Ele
aldığı sözcüklerinin kökenini araştırıyor.
1998’de emekli oluyor; artık bilgisayarla çalışmaya başlıyor. Biriktirdiği
fişleri sayara tam 5 yılda aktarabiliyor. Fişleri bir an önce sayara geçirip
başından atmak istiyor, çünkü faranjiti var, kutulardaki fişler müthiş
nemlenmiş; kurutmaya kalkınca yazılar silinmiş. Fişlerin sayara geçirilmesi
bitince, sıra köken bilgisine gelmiş. O da 3 yılını almış. Günde 8 saat sayar
başında çalışınca orası burası tutulmuş,omuzları çökmüş, bedensel sağaltıma
girmesi gerekmiş. Bir ara o kadar bunalmış ki, dolaşmaya çıktığında içinden
bilgisayarın çalınmasını ister olmuş. Ama o arada yazdıklarını disklerini
çekmiş. Sözcükleri bir köşeye yazmaya başlayışından 38 yıl sonra Sözlük basıma
hazır duruma gelmiş.
Bu kez de yayınevi bulma sorunu var elbet; her kapıyı çalmış, sonunda Ötüken
Yayınevi ilgilenmiş; bir yıllık hazırlığın ardından 5 ciltte, 5744 sayfada 246
000 sözcük içeren bu çarpıcı yapıt gün ışığına çıkmış.
Bu Sözlük’te, Göktürk, Eski Uygur, Hakaniye, Oğuz, Eski Anadolu, Osmanlı,
Çağdaş Türkçe’nin yanında Anadolu, Rumeli, Kıbrıs, Kerkük ağızlarında ve
Osmanlıca bir dizin verilmiş. 246 binin 55 bini Osmanlıca, 10 biniyse Fransızca,
Rumca ve İngilizce; geri kalan 180 000 sözcük Türkçe. (Hey gidi hey, Türkçe
yoksuldur, Batı dillerinde yazılmış şeyleri aktarmaya yetmez, yetemez!
diyenlerin her yerleri çınlasın.)
Ötüken Türkçe Sözlük’te 800 yıl önce kullanılan sözcükler de var.
Ön-Türklerle başlayan günümüze dek gelen bir dil birikimi, zenginliği.
Şimdi gelin de tek başına, kimseden en küçük bir destek, yandım görmeden,
tersine alaya alınarak,kösteklenerek, salt bilgiye dayanan sezgisiyle bunun
böyle olduğunu öne sürüp araştırmaları başlatan Türk Dil ve Tarih Kurumları’nı
kurup ulusuna armağan eden (80 balyozu ikisini de neye çevirdi biliyorsunuz)
Atatürk’ün önünde yerlere eğilmeyin! Ve onun sezdiklerini Yaşar Çağbayır’dan çok
önce kanıtlayıp belgeleyen Kâzım Mirşan ile Halûk Tarcan’ı ayakta alkışlamayın
Sıradan Anadolu kahramanı Yaşar Çağbayır, bugün yapıtındaki sözcük sayısını
546 000’e çıkarmak istiyormuş. Onu da yürekten alkışlıyorum elbet.
Cumhuriyet, 12.09.2007
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder