7 Ocak 2013 Pazartesi

TÜRKİYE NEREYE GİDİYOR?”

TÜRKİYE NEREYE GİDİYOR?”


Sevgili dostum Metin Aydoğan, asıl işi olan mimarlığı bırakıp yazarlığa geçeli beri, aralıksız çalışarak yurdumuzun sorunlarını ele alan yapıtlar hazırladı; ürettiklerinin birçoğuna burada değindim; yukarıdaki başlık yeni kitabının adı, yine Umay Yayınları basmış.
Aslında, Goethe’nin dediği gibi, en zor şeyi, yâni gözümüzün önünde duranı görebiliyor, daha da önemlisi, dile dökme yürekliliğini, dürüstlüğünü gösterebiliyorsak”, nereye gittiğimiz, sürüklendiğimiz tabak gibi ortada.
Amerika’nın, anamalcı soyguncuların kucağına seve seve oturduğumuz 1945 sonrasında bizim de, dünyanın bütün geri bıraktırılan uluslarının da iliğini kemiğini yutmaya yemin etmişlerin neler dediklerini ayrıntılı okuyamadık; ama bugün saldırganlar daha küstah, daha korkusuz. Başımıza ören çorabı çekinmeden herkesten önce kendileri açıklıyor, kurbanın bunun karşısında serçe parmağını bile oynatamayacağından emin olarak.
İlk örnek, demokrat (?) Bill Clinton’dan; Ekim ve Kasım 1999’daki iki konuşmasında bakın ne demiş: “Türkiye örneğinin, hem İslam dünyası, hem Ortadoğu, hem de Batı dünyasında çok büyük etkileri olacaktır. 21. Yüzyıl, büyük ölçüde, Türkiye’nin bugün ve yarınki yer ve işlevini nasıl tanımlayacağına bağlı olarak biçimlenecektir.”
O günlerde bizde de yürütmenin başında bir demokrat, hem de Atatürk’ün partisinde yetişmiş, üne ermiş, sonra onun öğretisini yeterince devrimci bulamadığından olacak, ardına bir de sol eklemiş bir amca vardı.
Hemen bir yıl sonra, 2000’in Kasım’ında, bu kez (ahhh! Bizde asker konuşunca korkunç bir suç, ama buradakine bakın!) ABD Harp Akademisi Türkiye Masası Başkanı Albay Michael Robert Hitckock bastırıyor yargıyı: “Ankara’nın Atatürk sonrası dış siyaset denemesi ile TSK’ni çağdaşlaştırarak bütün komşularından daha yetenekli kılması aynı zamana denk gelmiştir. Türkiye’nin ihtiraslı Ulusal Güvenlik Stratejisi ve kanıtlanmış askerî yetenekleri, bütün bölgede yeni bir jeopolitik yapılanmayı gerekli kılmaktadır.”
Bugün Amerika ya da Türkiye’de işbaşında bulundurulan kişilere bütün hıncımızla saldırmak, olsa olsa, ölüme götürülürken, son lokmayı yemek, son sigarayı içmektir. Bakın yine ünlü zampara Clinton ne demiş açıkça:
“Ülke içinde iş olanakları yaratmak üzere, dışarıda ticaretin önündeki engelleri kaldırmayı kutsal görev olarak kabul ettik.(…)Tarım, havacılık,otomobil üretimi, eğlence, yarı iletkenler ve yazılım alanlarında dünyanın en büyük dışsatımcısı olmayı sürdürmeliyiz.Bunu özellikle Asya ve Latin Amerika’da yapmalıyız. Şimdi kıpırdamazsak, yeni doğmakta olan ülkeler geleceklerini başka ülkelerle çizerler, biz geride kalırız. Ülkelerin özgür pazarlara kucak açmalarını istediğimiz yönde hızlandıran Dünya Bankası gibi kuruluşları desteklemeliyiz.(…)Evimizdeki güvenlik ve erinci, bizim dışımızdaki dünyaya etkin olarak karışarak sağlayabiliriz. Dünyanın, ABD’nin önderliğine, her zamankinden daha büyük gereksinmesi vardır.”
Pes yani! Adam daha ne desin, nasıl söylesin? Son olarak da, sevgili Yılmaz Dikbaş’ın eşsiz nitelendirmesiyle, gönüllü devşirmelerin en ünlüsünü, 68 Paris öğrenci eylemlerinin sözcüsü, şu andaysa AB Karma Parlamento Başkanı Daniel Cohn-Bendit’i anayım:
“Türkiye iki yol tutabilir. İki yolun da kendine özgü olasılık ve olanakları vardır. Barselona Yolu, Türkiye açısından, geleneksel Atatürkçü köktenciliğin yıkılması demektir. O zaman Türkiye, Türk Devleti içinde yaşayan Kürtlerin kendi kendilerini yönetmelerine de olanak sağlayacak bölgesel yönetimlere özerklik tanımak zorunda kalır. Bağdat Yolu ise, Atatürkçü tekmerkezlilik ve yetkeceliğin güçlenmesi, dolayısıyla Türkiye’nin Avrupa’dan vazgeçmesi anlamına gelecektir.”
Sözün kısası, adamlar yaptıklarını, yapacakların açıkça, bağıra bağıra söylemeyi sürdürüyor, ama yağdırdıkları inanılmaz derecede yüksek faizli dolarlarla ülkemizi öylesine kıskıvrak bağlamışlar ki, geriye, tıpkı Atamızınki gibi, ulusça silkinip köklü bir değişime, devrime girişmekten başka yol kalmıyor.
Yapabilirsek bağımsızlığımız geri gelir, yoksa 70-80 milyonluk tüketici uşak yığınına dönüşürüz.
Cumhuriyet,28.10.2006

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder