8 Ocak 2013 Salı

TOOLOO

TOOLOO

Philip Noyce’un Çit’ini görebildiniz mi bilmem? Dünyanın her yerindeki gibi,kendi renginde,görünüşünde olmayan kılsız maymunları ya yok etmeye, ya zorla kendine benzetmeye kalkışan acımasız katillerin ortadan kaldırmayı başaramadığı Avustralya yerlileri Aborijinlerden üç kızın öyküsünü anlatıyordu.
Bu melez üç kız,insan kılma (başka bir deyişle, Hıristiyanlaştırma) çarkına dayanamayıp kapatıldıkları işkence evinden kaçıp binlerce kilometre ötedeki yurtlarına, evlerine ulaşmaya çalışıyordu.
Beyaz manyak, yine dünyanın her yerinde yaptığı gibi,yola getirmeye çalıştığı böcekleri yakalamak üzere kendi kavminden çoban köpeği kullanıyor: iz sürücü Moodoo.
Moodoo’nun asıl adı Tooloo Gulpilil. Avustralya’nın Kuzey Yöresi’nde,Anthem Ülkesi’nde doğmuş safkan bir Aborijin.
Reha Erus’la yaptığı söyleşide,şöyle diyor:”Beyaz adam kökümüzü kurutmaya girişmezden önce,Avustralya’da yalnız benim atalarım vardı.Salt bu anakarada değil, bütün dünyadaki en eski topluluk biziz.Kökümüz 40 000 yıl önceye uzanır.Şimdi yalnız 420 000 kişi kaldık.Beyaz adam kökümüzü kuruttu.Ama merak etmeyin,çoğalıyoruz.Kimse bize toptan yok edemeyecek.Yukarda Tanrı var,Aborijinlerin yeryüzündeki hiçbir topluluktan,hiçbir soydan ayrımı yok. Belki daha da üstünüz,çünkü biz doğayı dinlemeyi biliyoruz.”
Bu açık bilinçli insan,tanıdığımız yönetmenlerin kimileriyle çalışmış,Wim Wenders’in,Peter Weir’ın filmlerinde görev almış.
“Ben oyunculuğu hayvanlardan, özellikle de bizim için kutsal olan kartallardan öğrendim”,diyor.Filmi gördüyseniz,ne kadar ölçülü, soylu davrandığına tanık olmuşsunuzdur.Sonra ekliyor:”Kartal, özgürlüğün,hızın,avcılığın simgesidir.Önce kartalların yaşamını gözledim.Analıklarını,uçmalarını,avlanmalarını,kavgalarını.Bugün iyi bir oyuncuysam, bunu kartallara borçluyum.O yüzden az konuşurum,Ellerimi, yüzümü gözümü kullanırım.”
Kısacası,Gulpilil, bütün gerçek ustalar gibi, sinema sanatının özünü kavramış; onunla çalışmak,aynı özü yakalamış yönetmenler için, ne büyük keyif olmalı!
Zaten doğuştan sanatçı Tooloo: dansedip şarkı söylüyor “dingeridoo” adını verdikleri kavalı çalıyor.Gerek köyünde,gerek başka yerlerde oyunlar oynuyor, şarkılar söylüyor,soyunun eski söylencelerini, masallarını anlatıyor.Avustralya Darwin Dans Yarışması’nı tam dört kez kazanmış.Küçük topluluğuyla dünyanın dört bir yanında gösteriler gerçekleştirmiş, sürdürüyor.
“Dansların tasarımını da ben gerçekleştiriyorum.Amerika’da, Avrupa’da oynadık.İnsanlara ders vermeye çalışıyorum.İnsanlar, Aborijinlerin değerlerini anlamalı.Onları anlayabilmeleri için de şu ilkeyi anımsatıyorum:Tanrı,Aborijinlerin yasalarını saygıyla karşılıyor.Hem de Beyazların yasalarından daha çok sayıyor belki.Bu yasalarda, belki, Beyazlarınkinden daha insanca dersler herkese örnek olmalı.Benim ekinimde,kayaları okuma,rüzgârı dinleme,canlıları sevme baş köşeyi tutar.Bu nedenle yazar oldum,şiir yazıyorum.”
Bu güzel insan, filmlerinden l0-15 000 dolar alıyor, bunu hemen harcayıp çamur ve tenekeden yapılma kulübesine dönüyormuş;yeni bir öneri gelince,geri geliyormuş.
“Benim yerim, kabilem.Köyümden kopamam,onlara bağlıyım.Ben olmasam, kim onlara masal anlatır?”diyor.
Söyleşide, bir köyündeki hâliyle, saçlı sakallı resmi var, bir de filmdeki iz sürücü kılığıyla;keşke o resimleri buraya alabilseydim:nasıl soylu, onurlu bir insan kardeşimizle tanıştığımızı görür,benim gibi hem utanır, hem duygulanırdınız,
Böyle bir üstünyetenekle kendine de,bize de armağan verdiği için Philip Noyce’a yürekten alkış!
Cumhuriyet,04.08.2003

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder