TOOLOO
Philip Noyce’un Çit’ini görebildiniz mi bilmem? Dünyanın her yerindeki
gibi,kendi renginde,görünüşünde olmayan kılsız maymunları ya yok etmeye, ya
zorla kendine benzetmeye kalkışan acımasız katillerin ortadan kaldırmayı
başaramadığı Avustralya yerlileri Aborijinlerden üç kızın öyküsünü
anlatıyordu.
Bu melez üç kız,insan kılma (başka bir deyişle, Hıristiyanlaştırma) çarkına
dayanamayıp kapatıldıkları işkence evinden kaçıp binlerce kilometre ötedeki
yurtlarına, evlerine ulaşmaya çalışıyordu.
Beyaz manyak, yine dünyanın her yerinde yaptığı gibi,yola getirmeye çalıştığı
böcekleri yakalamak üzere kendi kavminden çoban köpeği kullanıyor: iz sürücü
Moodoo.
Moodoo’nun asıl adı Tooloo Gulpilil. Avustralya’nın Kuzey Yöresi’nde,Anthem
Ülkesi’nde doğmuş safkan bir Aborijin.
Reha Erus’la yaptığı söyleşide,şöyle diyor:”Beyaz adam kökümüzü kurutmaya
girişmezden önce,Avustralya’da yalnız benim atalarım vardı.Salt bu anakarada
değil, bütün dünyadaki en eski topluluk biziz.Kökümüz 40 000 yıl önceye
uzanır.Şimdi yalnız 420 000 kişi kaldık.Beyaz adam kökümüzü kuruttu.Ama merak
etmeyin,çoğalıyoruz.Kimse bize toptan yok edemeyecek.Yukarda Tanrı
var,Aborijinlerin yeryüzündeki hiçbir topluluktan,hiçbir soydan ayrımı yok.
Belki daha da üstünüz,çünkü biz doğayı dinlemeyi biliyoruz.”
Bu açık bilinçli insan,tanıdığımız yönetmenlerin kimileriyle çalışmış,Wim
Wenders’in,Peter Weir’ın filmlerinde görev almış.
“Ben oyunculuğu hayvanlardan, özellikle de bizim için kutsal olan
kartallardan öğrendim”,diyor.Filmi gördüyseniz,ne kadar ölçülü, soylu
davrandığına tanık olmuşsunuzdur.Sonra ekliyor:”Kartal,
özgürlüğün,hızın,avcılığın simgesidir.Önce kartalların yaşamını
gözledim.Analıklarını,uçmalarını,avlanmalarını,kavgalarını.Bugün iyi bir
oyuncuysam, bunu kartallara borçluyum.O yüzden az konuşurum,Ellerimi, yüzümü
gözümü kullanırım.”
Kısacası,Gulpilil, bütün gerçek ustalar gibi, sinema sanatının özünü
kavramış; onunla çalışmak,aynı özü yakalamış yönetmenler için, ne büyük keyif
olmalı!
Zaten doğuştan sanatçı Tooloo: dansedip şarkı söylüyor “dingeridoo” adını
verdikleri kavalı çalıyor.Gerek köyünde,gerek başka yerlerde oyunlar oynuyor,
şarkılar söylüyor,soyunun eski söylencelerini, masallarını anlatıyor.Avustralya
Darwin Dans Yarışması’nı tam dört kez kazanmış.Küçük topluluğuyla dünyanın dört
bir yanında gösteriler gerçekleştirmiş, sürdürüyor.
“Dansların tasarımını da ben gerçekleştiriyorum.Amerika’da, Avrupa’da
oynadık.İnsanlara ders vermeye çalışıyorum.İnsanlar, Aborijinlerin değerlerini
anlamalı.Onları anlayabilmeleri için de şu ilkeyi
anımsatıyorum:Tanrı,Aborijinlerin yasalarını saygıyla karşılıyor.Hem de
Beyazların yasalarından daha çok sayıyor belki.Bu yasalarda, belki,
Beyazlarınkinden daha insanca dersler herkese örnek olmalı.Benim
ekinimde,kayaları okuma,rüzgârı dinleme,canlıları sevme baş köşeyi tutar.Bu
nedenle yazar oldum,şiir yazıyorum.”
Bu güzel insan, filmlerinden l0-15 000 dolar alıyor, bunu hemen harcayıp
çamur ve tenekeden yapılma kulübesine dönüyormuş;yeni bir öneri gelince,geri
geliyormuş.
“Benim yerim, kabilem.Köyümden kopamam,onlara bağlıyım.Ben olmasam, kim
onlara masal anlatır?”diyor.
Söyleşide, bir köyündeki hâliyle, saçlı sakallı resmi var, bir de filmdeki iz
sürücü kılığıyla;keşke o resimleri buraya alabilseydim:nasıl soylu, onurlu bir
insan kardeşimizle tanıştığımızı görür,benim gibi hem utanır, hem
duygulanırdınız,
Böyle bir üstünyetenekle kendine de,bize de armağan verdiği için Philip
Noyce’a yürekten alkış!
Cumhuriyet,04.08.2003
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder