“SİVİL CASUS”
“Sivil Casus”, genç yazar Kaan Turhan’ın IQ Kültür Sanat Yayıncılık’ın
bastığı 736 sayfalık çalışmasının adı; onu Türk okurlarına ilkin Ulusal Kanal’da
sevgili Vural Savaş duyurdu Pazar akşamları yaptığı söyleşilerin birinde.
Adından da anlaşılacağı üzere, Mustafa Yıldırım’ın Sivil Örümceğin
Ağındası’sının akrabası; Turhan da Yıldırım gibi, doymak bilmez anamalcı
ülkelerin, o arada ABD’nin dünyanın iliğini kemiğini yutmak üzere uydurup
sabahtan akşama yirmi dört saat ellerindeki bütün yayın araçlarıyla zavallı
insanların beyinlerine çaktıkları sivil toplum ve onun örgütleri kandırmacasının
çok titiz, ayrıntılı dökümü.
Ulusal Kanal’ın hazırlayıp sunduğu çok değerli, önemli Gizlenen Atatürk
belgeselinde de sık sık vurgulandığı üzere, anamalcı soygun ve talanın
sürebilmesi için, kimi temel kavramların ve onları simgeleyen insanların
yıpratılması, gözden düşürülmesi, eritilmesi gerekiyor; bunların başında şimdi
Ulusal devlet, kamu yararı, planlı yaşama ve kalkınma geliyor elbet; dolayısıyla
bu kavramları savunan, simgeleyen insanlar: Mustafa Kemâl Atatürk, Fidel Castro,
Hugo Chavez, Morales falan.
Kaan Turhan, bu önemli çalışmasının daha başında, şu zehirli elma şekerinin,
sivil toplum’un, kuramcılarından birinin, Hayek’in ağzından tanımını
anımsatıyor: hür bir toplumda(?), toplumsal hayatın temelleri, bilinçli
planlamadan çok, toplumsal gelişmeye bağlı olmalıdır…dolayısıyla, devletçiliğin
en aza indirgendiği sivil toplum anlayışında, toplumsal ya da yeniden dağıtımcı
adaletin yetkinlikten uzak olduğu vurgulanmakta ve yürütmenin keyfi yetkilerini
en aza çekecek bir anayasal düzende ısrar edilmektedir”.
Bu tür laf ebeliklerinin hepsinde olduğu gibi, burada da, bugün kullanılan
bütün terim ve kavramlar karman çorman art arda sıralanmış olsa da, işin özü
belli: aman soyguncuların özgürlüğüne toplum adına kısıtlama, yasak getirmeyin;
bırakın yesinler yutsunlar! Onlar yuttukça, siz de televizyonlarda, gazetelerde,
uzaktan bakar yalanırsınız!
Nitekim başka bir gözbağcı, Prof. Norman Barry, hiç çekinmeden, şöyle
diyebiliyor: “sivil toplumla liberalizm arasında yakın bir ilişki bulunduğu
açıkça bellidir: iki öğreti de bireysel özgürlükten, azınlık haklarından ve
siyasetten etkilenmeyen bir hukuk dizgesinin korunmasından yanadır.”
Kaan Turhan, canımızı yakan her alan ve konuda, özelleştirme, kamu
yatırımlarının yağmalanması, bankacılık, çevre, siyanürle altın arama, Hasankeyf
gibi tarihsel kalıtların sular altında bırakılması gibi usunuza gelecek her
sorunda, uzmanlarına, belgelere dayanarak anımsatmalar yapıyor; çıldırmış
sömürücülerin amansız saldırıları ve onların yerli ortakları karşısında güzelim
yurdumuzu, canımızı nasıl koruyabileceğimizi düşünüp çözüm bulabilmemiz için
hepimize çağrıda bulunuyor.
Titreyip kendimize dönebildiğimiz zaman uygulayacağımız örnek içinse, sevgili
Atatürk’ün, çorak Ankara’da, şimdi hırsla talan edilen, adını verdiği çiftliği
kurarken uyguladığı yöntemi anımsatıyor:
“Çiftliğin, insan, bitki ve hayvanlarının gereksineceği suyu karşılamak
üzere, üretimliğin elverişli yerlerine birer küçük Van Gölü, Marmara Denizi,
Karadeniz oturtmuş:”
İnsan kimin için, ne yapmak istediğini biliyorsa, işte böyle en doğal, en
gösterişsiz, en kestirme yoldan çözümünü de yaratıyor.
Dünyanın bütün öbür soylu halkları gibi, Türk halkı da, Orta Asya’dan
dünyanın dört bir yanına düzen, uyum, uygarlık götürmeye başladığı günden beri,
bunu eksiksiz biliyordu; yukarıda andığım belgeselde Mustafa Kemâl Atatürk’ün,
giderini cebinden karşılayarak daha Sivas’ta çıkarmaya başladığı Ulusal
Egemenlik gazetesinde bıkıp usanmadan yinelediği gibi, insanlığın biricik
amansız düşmanı anamalcılık, ve onun kaçınılmaz türevi buyuruculuktur; bütün
ezilenler el ele verip bu mikrobu yok etmedikçe, kimseye rahat, erinç, mutluluk
yok!
Cumhuriyet,26.11.2006
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder