SARTRE’IN KÜBA İZLENİMLERİ 3
Fidel, Sartre’a Küba’da başlattığı köklü devrimi bütün ayrıntılarıyla
göstermek istiyor; bir gün, hadi gidiyoruz diyor, helikoptere atlıyorlar, yalnız
aracı kullanan, Fidel ve o varlar; sayısız dönüşlerle kıyıları gösterdikten
sonra bir yola iniyorlar; çalışan işçiler pek bezgin; kantinleri mi yok;
kullanılan kamyonlar henüz özel kuruluşlardan kiralanıyor. Fidel bunları
dinledikten sonra, işçilere ayaklanmayı salık veriyor. Helikoptere binerken
Satrre’a dönüp:
“- Onlara ilk ivmeyi verdim, diyor. Sonra gülerek ekliyor: Ben olmadan
gerisini getirirler nasılsa.”
Başka bir gün bakanlar kurulu toplantısına götürüyor onu; bakanlar toplanmış,
Fidel’i bekliyorlar, bir türlü gelmiyor; pencereden bakıyorlar, avluda bir küme
genç kızın arasında. Epey sonra geliyor; kızlar öğretmen alımı için açılan
sınava girmiş, kazanamamışlar; bunun üzerine, henüz özel okullar var ya, birine
gidip para vermiş, sonunda öğretmenlik belgesi almışlar, ama Ulusal Eğitim
Bakanlığı kabul etmemiş; şimdi kimi bulsalar ağlayıp yakınıyorlar. Fidel’e
anlatmışlar sorunlarını; o da yetkili görevliye bir çözüm yok mu diye soruyor;
yokmuş. Bütün bakanlar bu konuyu uzatmanın zaman yitimi olduğu görüşünde, ama
Castro bir şey demese de, düşünceli duruyor. Sonunda yetkiliye dönüp kararlı bir
sesle, usulca:
“- Onlara bir şey vermek gerek Armando”, diyor.
Bütün bakanlar iyi ama neden diye soruyor; başka bir açıklama yapmadan,
inançla:
“- İstediler çünkü. Buraya geldiler, beklediler, gözyaşı döktüler”,
diyor.
Arkadaşları, şaşkınlıkla soruyor:
“İstemeleri yeterli mi?”
Fidel başını sallayıp kesin bir sesle yanıtlıyor: “Evet, yeterli.”
Bunun üzerine, özel belgenin geçersiz sayılmasına, ama kızların öğretmenlik
sınavına bir kez daha girmesine karar veriliyor.
Sartre, böyle konmuş kuralların, yönetmeliklerin çiğnenmesine epey şaşırıp
bir ara soruyor:
“Kim, ne isterse elde etme hakkına sahip mi?...”
Arcocha çeviriyor; Fidel karşılık vermiyor, Sartre üsteliyor:
“Böyle mi düşünüyorsunuz?
Fidel purosundan bir soluk çekip kararlı bir selle yanıtlıyor:
- Evet!
- İstekler şu ya da bu biçimde bir gereksinmeyi dile getirdiği için mi?
Fidel yüzünü dönmeden yanıtlıyor:
- Bir insanın gereksinmesi, bütün öbürlerini bastıran temel hakkıdır.”
Yalnız bu olay, başta ABD, bütün düzmece demokrasi yanlılarının 50 yıldır
aralıksız süren saldırılarına, baltalamalarına, kafa karıştırmalarına karşın,
Küba halkının %95’nin neden çelik gibi Fidel’in, Devrim’in arkasında durduğunu
açıkça gösteriyor sanırım.
Yaşanan başka bir olay. Arabaya binmişler, köyleri, üretim ortaklıklarını
dolaşıyorlar; gittikleri her yerde insanlar hemen çevresini alıyorlar Fidel’in,
hiçbir törene gerek kalmadan, çekinmeden sorunlarını, dertlerini anlatmaya
başlıyorlar; Fidel’in ta başından beri yanından ayırmadığı yazmanı Celia
söylenenleri küçük defterine yazıyor; adadaki herkes o deftere yazılanları er
geç yapılacağını biliyor. Ortaklığın birinde hızla gelen küçük bir kamyonetten
yedi çiftçi atlıyor, Fidel’i kuşatıp anlatmaya başlıyorlar. Sonunda kurtulup
başka bir üretim ortaklığına geçiyorlar; bir de bakıyorlar, yedi çiftçi az sonra
bitiyor, kaldıkları yerden sürdürüyorlar anlatıp tartışmayı.
Ve Fidel bu köylülere bir kerecik bile, yeter artık, ardımızdan gelmeyin
demiyor.
Sartre’ın bir izlenimi daha var: insanlar Fidel’le karşılaşır karşılaşmaz
kafalarındaki ortaya döküyor, ama bunu hemen o anda, doğaçlama yapıyorlar. Bunu
Fidel’e söyletiyor; Castro gülümseyip yanıtlıyor:
“Sorumlular işlerin iyi yapıyorlarsa, emekçiler hep birlikte tutkuyla sarılır
işlerine: çıkarları bunu gerektirir, onlar da bunu çok iyi duyumsarlar. Ama en
çok hoşuma giden yanları, her yerde benzersiz birey olarak kalırlar.
- Evet, ayrımına vardım bunun, diyorum, yuvarlak şapkalara, Küba gömleğine,
zaman zaman beliren şeker kamışı palasına karşın, hiç kimse öbürüne benzemiyor.
Peki okuma yazma biliyorlar mı?
- Gördüklerimiz mi? Yoo, sanırım çoğu bilmiyor.
- İyi ama, şunu nasıl açıklayacağız; okuma yazma bilmeyen bu insanlar
eğitimli gibi geldi bana.
- Düşünüyorlar da ondan, diye karşılık verdi Fidel. Hem de her an. Devrim
düğmeyi çevirdi: herkesin beyninde düşünce dolaşmaya başladı, bir daha da
durmayacak.”
İnsanlığın binlerce yıllık özlemi toplumculuk, işte bunu başarmak; yeni,
düşünen, düşüncesini çekinmeden dile getirebilen bireyler yaratmak zorundaydı;
ne mutlu Fidel ve yoldaşlarına bunu başardılar Küba’da.
Bütün dünyaya umut ve örnek olmak üzere.
Ulus Gazetesi, 28 Haziran 2010
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder