RUHİ SU
Sevgili Ruhi Su, 20 Eylül 1885’de dönmüştü evren anamızın bağrına.
Stefan Zweig’ın ünlü sözünü doğrulamak üzere, tam da “yıldızın parladığı an”da doğduğu çok açıktı; ama değil yalnız Anadolu için, bütün insanlık tarihi açısından çok parlak başka bir yıldızın, Mustafa Kemâl Atatürk’ün yurdumuzu karanlıktan çıkarıp ışıttığı dönemde doğup yetişmemiş olsaydı, sayısız benzeri gibi, belirdiği yerde sönüp giderdi.
Yıldızın en parlak olduğu anda oluxtuğu, başka bir deyişle evresel yaşam enerjisini en yoğun biçimde kendinde topladığı için, eşi az bulunur sesinin dışında, toplumsal, yazınsal, şiirsel, mantıksal sezgileri ona göreydi. Ele alıp yeniden yorumladığı ya da yarattığı türkülerde bu nitelikler çok açık görülür; Türkçe’nin en doğru kullanımı, bütün seslerin eksiksiz, tam ölçüsünde çıkarılması, türkünün yaratıldığı günlerdeki toplumsal-düşünsel koşulların yansıtılması, ya da onlara yeni anlamlar, yeni çağrışımlar yüklenmesinde sözün tam anlamında öncü bir ustaydı. Hepimizin bildiği bir atasözünde yarattığı şu marş-türküye bakın:
Dinleyin arkadaşlar
Bir atasözümüz var
Biri yer biri bakar
Kıyamet ondan kopar
Kıyamet dedikleri
Ha koptu ha kopacak
Yoksuldan halktan yana
Bir dünya kurulacak
Görmüşler ileriyi
Atalarımız demek
Herkese yeter dünya
Herkese yeter ekmek.
Büyük Usta’nın ne denli alçakgönüllü bir ozan olduğu, yazık ki, yaşarken görülemedi; o kadar ki, Florya kıyalarında tanıdığım, Ruhi Bey’le tanıştırdığım, yakın çevresine götürdüğüm, en sevdiği insanlardan Gönül ailesinin bir kızıyla evlenen bir arkadaşım, bana bana kalırsa, büyük ölçüde onunla yaptığı, Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan konuşmalarla üne kavuştuğu hâlde; hazırladığı Şairler Yazarlar Sözlüğü’ne neden Ruhi Su'yu almadığını sorduğumda: iyi ama, o yalnız türkü yorumcusu, ozan değil ki…diyebilmişti.
Neyse ki, ölümüne yakın, sevgili Cevat Çapan bu yaraya azıcık merhem sürdü; Adam Yayınları’nda, titiz bir dostumuzun ömür boyu süren emeğini değerlendirip şiirlerini ve konuşmalarını“Ezgili Yürek”te topladı. Gelin oradan birkaç şiirini anımsayalım.
NİNNİ
Seninki bende kilitli
Benimki sende kilitli
Anahtarlarını atalım suya
İster bir altın inek içsin
İster şehirlerden geçsin su
Kilitler varınca uykuya
Yaz gelsin çözsün
Kış gelsin sarsın
Rüzgâr geçen günleri koparsın
Bir de takvim asalım kapıya.
Varlık, 15 Haziran 1940.
GELDİK
Hepimiz bir yerlerdeydik
Başka bir yere geldik
Kırmadan incitmeden
Maymundan insana geldik
Bakmayın siz bu bencil
Bu hayvansal kavgaya
Değişen dünyanın içinde
İnsana biz yeni geldik.
Cumhuriyet,5 Mart 1977.
EZGİLİ YÜREK
Hangi taşı kaldırsam
Anamla babam
Hangi dala uzansam
Hısım akrabam
Ne güzel bir dünya bu
İyi ki geldim
Süt dolu bir torbayla
Şöylece çıkageldim
Kimi elimi verdimse
Döndürüp yüzümü baktımsa
Kör pınara su geldi
Ben şakıyıp durdukça öyle
Gülün kokusu geldi
Bunalıp da kalmışa
Acılarla yüklü
Dargın yüreklere
Yetiştim geldim
İyi ki geldim.
Cumhuriyet, 23 Temmuz 1977.
GÖRÜNEN
Almanya’da topraklar
Aynı bizimki gibi
Ağaçları görgüsüz cahil
Ne Beethoven’i bilen var ne Spartakistlerí
Nerde dünya durdukça duran
Çınarlar bizimki gibi
Bir adam gördüm Frankfurt’ta
Noel ağıcının dibinde
Kasketini açmıştı gözleri yerde
Yoksulluğun utancı aynı bizimki gibi
Memleketim diye kucakladı işçilerimiz bizi
Biri ağladı usul usul boynumda durdu
Uykuda kaymış da sanki yüzleri
Bıyıkları aynı bizimki gibi
Ellerim ayaklarım gibi buldum
Hiçbir şeye şaşmadım da
Neden takılıp kaldı aklım
Bizim bebeleri Almanya’da
Adları kalmış ancak
Söylenen bizimki gibi.
Cumhuriyet, 17 Aralık 1977.
IRMAK
Ağaç demiş ki baltaya
Sen beni kesemezdin ama
Ne yapayım ki sapın benden
Bak şu ağacın bilincine sen
Ölen ben öldüren benden
Bunca analar ağlayıp durur da
Akıp gider gelinciklerden
Kör müdür sağır mıdır bu ırmak
Ölen ben öldüren benden
Her yerde böyle olmuş bu
Önce taşa ağaca söyletmiş halk
Sonunda sabahın bir yerinden
Uyanıp kalkmış ayağa halk
Ölen ben öldüren benden
Sanat Emeği, 1978.
Yıldızların arasına dönmezden önce, yaralı, yorgun sesiyle banda okumuştu bu şiirleri Ustamız; Sıdıka Abla, aynı biçimde, üstelik aynı hastalıktan gurbet illerde can veren biricik öğrencisi Sümeyra Çakır’ın söylediği yanık bir türkünün ardından aynı addaki cd’e yayınladı onları; alıp dinlemelesiniz.
Berfin, 1 Eylül 2011,s.163
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder