Şimdi rağbet güzel ile
zengine değil, ucuzla çirkine biliyorsunuz; o yüzden kimse güzeller güzeli
Ruhi Su’nun unutulmaz türkülerini çalmıyor artık bize; şaşkın serçeler,
siyasetçi uşağı rockçılar yürürlükte çünkü.
Yazık ki enerji dönüştürümü henüz bize
gazete sayfalarında sıkıştırılmış müzik dinleme olanağı yaratamadı, dolayısıyla
Büyük Usta’nın uzun havalarını, türkülerini dinletemem size; onun yerine, bir
kerecik basılıp tozlu raflara atılmış Ezgili Yürek adlı kitabından
kimi şiirleri yeniden okutayım bari; daha çoğunu anabilmek için onları da
sıkıştırılmış düzende vereceğim, bağışlayın.
SEFERBERLİK
Eli silah tutanların gidişiydi bu./ Rediflerin, vay anam
kur’asının.
Çalgıların da insanlar gibi / Zort zort edeni var / Zom zom gideni var.
/Uyandım davulun bağnazlığına / Davulun, trampetin / Gerilmiş derilerin
muştusuna /Seferberlikti bu, karşı durulmaz.
Bir sesim vardı benim/ Bin sesim olsa n’olacak? / Çocukların sesiyle
adam vurulmaz / Kim getirdi bu savaşı ekmeğin beyazlığına?
Şimdilerdeki gibi anımsarım / İkiz bebeklere benzerdi ekmekler / Püren
çalısında pişer / Püren dalı gibi kokardı / Biz oldum olası ekmekle doyarız da /
Çocukluğum geldi aklıma.
Hep savaşlardan mı kaldı bu yoksulluk / Seferberlik derlerdi, ben de
bulundum içinde. / Pelit, ekmek ağacı / Harnup, pekmez ağacı, bal ağacıydı bizim
Güney’de / Çocuklar ya çok azdı, ya çok ağlamazdı. / Ya da ağlamaya vakit
kalmazdı. / Hastalık lekeli humma / İlaç kınakınaydı / Gitsin, gitsin de
gelmesin / Çocukluğum geliyor aklıma.
GELDİK
Hepimiz bir yerlerdeydik / Başka bir yere geldik / Değişen dünyanın
sürecide / Karanlık bir sudan geldik
Ne gül eski güldür şimdi / Ne beygir eski beygir / Kırmadan incitmeden
/ Maymundan insana geldik
Bakmayın siz bu bencil / Bu hayvansal kavgaya / Değişen dünyanın içinde
/ İnsana biz yeni geldik.
GÖRÜNEN
Almanya’da topraklar / Aynı bizimki gibi / Ağaçları görgüsüz cahil / Ne
Beethoven’i bilen var ne Spartakistler’i / Nerde dünya durdukça duran / Çınarlar
bizimki gibi
Bir adam gördüm Frankfurt’ta / Noel ağacının dibinde / Kasketini
açmıştı gözleri yerde / Yoksulluğun utancı aynı bizimki gibi
Memleketim diye kucakladı işçilerimiz bizi / Biri ağladı usul usul
boynumda durdu / Uykuda kaymış da sanki yüzleri / Bıyıkları aynı bizimki
gibi
Ellerim ayaklarım gibi buldum / Hiçbir şeye şaşmadım da / Neden takılıp
kaldı aklım / Bizim bebelere Almanya’da / Adları kalmış ancak / Söylenen bizimki
gibi.
IRMAK
Ağaç demiş ki baltaya / Sen beni kesemezdin ama / Ne yapayım ki sapın
benden / Bak şu ağacın bilincine sen / Ölen ben öldüren benden
Bunca analar ağlayıp durur da / Akıp gider
gelinciklerden / Kör müdür sağır mıdır bu ırmak / Ölen ben öldüren
benden
Her yerde böyle olmuş bu / Önce dağa taşa söyletmiş halk / Sonunda
sabahın bir yerinden / Uyanıp kalkmış ayağa ırmak / Ölen ben öldüren
benden
EZGİLİ YÜREK
Hangi taşı kaldırsam / Anamla babam / Hangi dala uzansam / Hısım
akrabam / Ne güzel bir dünya bu / İyi ki geldim / Süt dolu bir torbayla /
Şöylece çıkageldim / Kime elimi verdimse / Döndürüp yüzümü baktımsa / Kısmet
kapıyı çaldı / Kör pınara su geldi / Ben şakıyıp durdukça öyle / Gülün kokusu
geldi / Bebesi olmayana / Bunalıp da kalmışa / Acılarla
yüklü / Dargın yüreklere / Yetiştim geldim / İyi ki geldim.
ELBETTE BÜYÜK USTA, İYİ Kİ
GELDİN!
Ulus Gazetesi, 20 Eylül 2010.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder