6 Ocak 2013 Pazar

RUHİ SU USTA

RUHİ SU USTA


            Şimdi  rağbet güzel ile zengine değil, ucuzla çirkine biliyorsunuz; o yüzden kimse güzeller güzeli Ruhi Su’nun unutulmaz türkülerini çalmıyor artık bize; şaşkın serçeler, siyasetçi uşağı rockçılar yürürlükte çünkü.
            Yazık ki enerji dönüştürümü henüz bize gazete sayfalarında sıkıştırılmış müzik dinleme olanağı yaratamadı, dolayısıyla Büyük Usta’nın uzun havalarını, türkülerini dinletemem size; onun yerine, bir kerecik basılıp tozlu raflara atılmış Ezgili Yürek adlı kitabından kimi şiirleri yeniden okutayım bari; daha çoğunu anabilmek için onları da sıkıştırılmış düzende vereceğim, bağışlayın.
SEFERBERLİK
Eli silah tutanların gidişiydi bu./ Rediflerin, vay anam kur’asının.
Çalgıların da insanlar gibi / Zort zort edeni var / Zom zom gideni var. /Uyandım davulun bağnazlığına / Davulun, trampetin / Gerilmiş derilerin muştusuna /Seferberlikti bu, karşı durulmaz.
Bir sesim vardı benim/ Bin sesim olsa n’olacak? / Çocukların sesiyle adam vurulmaz / Kim getirdi bu savaşı ekmeğin beyazlığına?
Şimdilerdeki gibi anımsarım / İkiz bebeklere benzerdi ekmekler / Püren çalısında pişer / Püren dalı gibi kokardı / Biz oldum olası ekmekle doyarız da / Çocukluğum geldi aklıma.
Hep savaşlardan mı kaldı bu yoksulluk / Seferberlik derlerdi, ben de bulundum içinde. / Pelit, ekmek ağacı / Harnup, pekmez ağacı, bal ağacıydı bizim Güney’de / Çocuklar ya çok azdı, ya çok ağlamazdı. / Ya da ağlamaya vakit kalmazdı. / Hastalık lekeli humma / İlaç kınakınaydı / Gitsin, gitsin de gelmesin / Çocukluğum geliyor aklıma.
GELDİK
Hepimiz bir yerlerdeydik / Başka bir yere geldik / Değişen dünyanın sürecide / Karanlık bir sudan geldik
Ne gül eski güldür şimdi / Ne beygir eski beygir / Kırmadan incitmeden / Maymundan insana geldik
Bakmayın siz bu bencil / Bu hayvansal kavgaya / Değişen dünyanın içinde / İnsana biz yeni geldik.
GÖRÜNEN
Almanya’da topraklar / Aynı bizimki gibi / Ağaçları görgüsüz cahil / Ne Beethoven’i bilen var ne Spartakistler’i / Nerde dünya durdukça duran / Çınarlar bizimki gibi
Bir adam gördüm Frankfurt’ta / Noel ağacının dibinde / Kasketini açmıştı gözleri yerde / Yoksulluğun utancı aynı bizimki gibi
Memleketim diye kucakladı işçilerimiz bizi / Biri ağladı usul usul boynumda durdu / Uykuda kaymış da sanki yüzleri / Bıyıkları aynı bizimki gibi
Ellerim ayaklarım gibi buldum / Hiçbir şeye şaşmadım da / Neden takılıp kaldı aklım / Bizim bebelere Almanya’da / Adları kalmış ancak / Söylenen bizimki gibi.
IRMAK
Ağaç demiş ki baltaya / Sen beni kesemezdin ama / Ne yapayım ki sapın benden / Bak şu ağacın bilincine sen / Ölen ben öldüren benden
Bunca analar ağlayıp durur  da / Akıp gider gelinciklerden / Kör müdür sağır mıdır bu ırmak / Ölen ben öldüren benden
Her yerde böyle olmuş bu / Önce dağa taşa söyletmiş halk / Sonunda sabahın bir yerinden / Uyanıp kalkmış ayağa ırmak / Ölen ben öldüren benden
EZGİLİ YÜREK
Hangi taşı kaldırsam / Anamla babam / Hangi dala uzansam / Hısım akrabam / Ne güzel bir dünya bu / İyi ki geldim / Süt dolu bir torbayla / Şöylece çıkageldim / Kime elimi verdimse / Döndürüp yüzümü baktımsa / Kısmet kapıyı çaldı / Kör pınara su geldi / Ben şakıyıp durdukça öyle / Gülün kokusu geldi / Bebesi olmayana / Bunalıp da  kalmışa / Acılarla yüklü / Dargın yüreklere / Yetiştim geldim / İyi ki geldim.
            ELBETTE BÜYÜK USTA, İYİ Kİ GELDİN!
                                                                                  Ulus Gazetesi, 20 Eylül 2010.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder