KÜRESEL TEMİZLİK
Naziler dillerden düşmeyen toplama kamplarında binlerce Yahudi’yi, Çingeneyi,
Macarı, şunu bunu gaz odalarında diri diri öldürmüştü; yeryüzüne demokrasinin
bayrağı olarak gönderilmiş ABD’nin öncülüğünde bu insanlık suçunu işleyenlerden
yakalanabilenler örnek cezalara çarptırıldı.
Sonra devran da, anamalcı teker de döndü, Amerika’nın, İsrail’in, daha
doğrusu CFR’de toplanmış keferelerin dışındaki bütün insanlar böcek
sayıldığından, bu zararlı yaratıkları toptan yok etmek üzere çok daha etkili bir
yol arattı Monsanto adındaki iblis kuruluş – hem de, çalışanların kökenlerini
ayrıntılı bilmiyorum, ama büyük olasılıkla içlerinde Türk uzmanların da
bulunduğu okutulmuş yetenekli dünya çocuklarına.
Buldukları çözüm şimdiye kadarkilerin en etkilisi, en ucuzu, en iyilik
dolusu: sözümona gittikçe artan insanlara daha hızlı besin sağlayacaklar.
Oysa işin aslı öyle değil; türeyim gözeleriyle (genleriyle) oynanmış bu
tohumlar kendilerini Tanrı yerine koyarak seçip ayırdıkları küçük azınlığın
dışında bütün insanları yeryüzünden usul usul silecek nitelikte: tek bir kez
ürün veriyor; verdiği ürünler, milyonlarca yılda, sayısız sınama deneme sonucu
oluşmuş temel yapıları altüst ediyor; insanı besliyorum derken gizli, onulmaz
hastalıklara yakalatıyor. Kısacası bugüne dek yürürlüğe konmuş bütün kimyasal,
dirimsel (biyolojik) silahlardan daha etkili.
AB’ye giriyorsunuz, uyum yasaları, kendinize çekidüzen verin, biraz daha
uygarlaşın falan diyerek Türk tarımını da, işleyimini (sanayisini) de çökerten
gözü dönmüş anamalcılar, 1900’lerin başında silahla yapamadıkları Anadolu’yu
Türklerden temizleme işini tohumlara yaptırmak üzere, TBMM’deki Tarım Yarkurulu
üyelerini Amerika’ya çağırıyor Nisan’da; doğal olarak içlerinde meclisteki üç
partiden, AKP’li, CHP’li, MHP’li üyeler var; gidip bir hafta paşalar gibi
ağarlanıyor, yiyip içip geziyorlar. Dönüyorlar; şimdi artık yaygın biçimde
uyguladıkları yöntemle, hiç ağızlarını açmıyor, yurttaşlarına en küçük bir bilgi
vermiyorlar. Ama bir de bakıyorsunuz, TBMM, Ekim’de yasa önerisi olarak gündeme
getirip üzerinde tartışma açmanın sakıncalarını yok etmek üzere, bir yönergelik
olarak kabul ediveriyor.
Bu Tarım Yarkurulu üyeleri bütün topraklarımıza serpilecek bu tohumlardan
elde edilecek ürünleri yemeyecek mi? Çocuklarına, eşlerine, yakınlarını
yedirmeyecek mi? Yoksa onlara İsrail’den, Amerika’dan paketler içinde, 365 gün
doğal besinler mi gelecek?
Aynı soru ülkenin okutulmuş sicil-asker bütün çocukları, yargıçlar, savcılar,
öğretim üyeleri, yazarlar, gazeteciler, mimarlar, mühendisler, orgeneraller, iş
adamlarıyla kadınları için de geçerli; hepimiz kıvrana kıvrana ölürken siz de
İsrail’den, Amerika’dan gelecek özel paketlerle mi yaşayacaksınız?
Hiç olmayacakmış gibi görünen şey oldu, Amerikalı bir tutumbilim (iktisat)
profesörü, geçen gün, yarattığınız köpük (sanal dolarlar) gittikçe büyüyor; bu
köpük balonu patlayınca neler olacağını aklınıza bile getiremezsiniz! dedi.
Onun için Küresel Harakiri’dir bu diye bağırıp duruyorum.
Üstelik, dünyamızı kirlenmekten kurtarmanın, insanlar da içinde bütün
canlıları evrenin temel yasa ve kurallarına göre besleyip yaşatmanın yolunu 11
milyonluk küçücük bir ülke buldu, gözümüzün önünde sürdürüyor: Küba.
Parayla gittikçe daha çok para kazanma çılgınlığından vazgeçip çevreyi
zehirlemeyen enerjiler, ürünler arayıp buluyor; 500 yıllık amansız sömürünün
ardından sevinç içinde, ışıl ışıl yaşıyorlar, hem de Devrimleri’yle yaşıt
amansız acımasız kuşatmaya karşın.
Yaş ortalamaları şımarık ABD’ninkine eşit; bulup insan kardeşlerine armağan
ettikleri bir dizi aşıya geçende akciğer kanserine karşı uygulanacak aşıyı da
eklediler.
Bu yazıyı güzelim çiftçi, emekçi kardeşlerim göremez, okuyamaz; peki siz
okutulmuş sivil-asker halk çocukları, iki günlük sanal rahatlık, üç kuruş uğruna
göz göre göre hem kendi karnınızı , hem bizimkini deşecek misiniz?
Ulus Gazetesi, 04.11.2009
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder