“Nedir en zor şey? Görmek gözünün önündekini…” diyen Goethe yazık ki acıklı
biçimde haklıydı; ama sanırım küçük bir noktayı atlıyordu: gözümüzün önünde
duranı görebilmek için canımızın geleceğinden emin, can gözümüzün da açık olması
gerekir. Göremediklerimiz yalnız bizim dalgınlığımızdan, önemliyi atlamamızdan
kaynaklanmıyor.
Sevgili Ferhan Şensoy’un, gittikçe allak bulak edilen yurdumuzda, dünyamızda,
bir bakıma tek başına neler başardığını, uzaktan da olsa epey açık seçik
görüyor, biliyordum. Bereket ortak dostumuz Saim Bugay’ı anmak üzere
toplandığımızda yan yana düştük; telefon alıp verdik, sonra yeni oyunu “2019”a
gittim.
“Bilimsiz kurgusal güldürü” adı bile her şeyi anlatmaya yetiyor: oyunu, her
zamanki gibi Ferhancım kendisi yazmış. ABD’nin, AB’nin, aslında bütün anamalcı
sömürücü Batı’nın 1938’de Mustafa Kemâl Atatürk’ün ölümünden beri amansızca,
aralıksız sürdürdüğü ulusal devleti, Türkiye Cumhuriyeti’ni ortadan kaldırma;
bütün kaynaklarına el koyma oyununun bugünkü aşamasında, hani şu biçilmiş
güzelim kaftanı, Ilımlı İslâmı ( siyasal İslâmın ılımlısı olurmuş gibi?) epey
zorlanarak da olsa giyinip kuşanan Anadolu halkının yaşadığı acıları, düştüğü
çelişkileri son derece yalın, çarpıcı, özlü bir dille anlatmış.
Çok yerinde bir buluşla, Mustafa Kemâl’i ikiye bölmüş, Mutafa ile Kemâl,
gittikçe artan baskıdan kurtulmak üzere bir bodruma sığınmışlar, yaşamaya
çalışıyorlar. Bir yandan da yeniden Samsun’a çıkma düşleri var.
Gerisini anlatmayayım, gidip görün.
Soylu bir dünya yurttaşı olarak, oyunu bir düşle, özlemle bitiriyor: ABD’nin
Florida Eyaleti toplumculuğu benimsemiş, Küba’ya katılma kararı almış.
Doğrusunu ararsanız, gerçek sanatçı böyle oluyor işte: olanı, olması gerekeni
sanatın diliyle anlatıyor. Nitekim, olması gereken, kaçınılmaz olan bu; toplumcu
kuramın büyük ustaları çokkk önceden söylediler, dünyanın önünde tek bir seçenek
var: ya toplumculuk, ya yok oluş!
50 yıllık inanılmaz bir direnişten sonra, güzelim Küba halkı bu sözün
kaçınılmazlığını somut olarak gözler önüne serdi zaten; ve kendini bu anamalcı
talanın su götürmez efendisi sayan ABD’nin bütün baskılarına, bütün
korkutmalarına, akıttığı trilyonlarca dolara, yağdırdığı onca bombaya karşın,
500 yıldır alçak Batılıların pençesinde inleyen Güney Amerika ülkeleri birer
ikişer Fidel Castro ile halkının ardına takılıyor; yerleşik bütün düzeni,
hukuku, her şeyi değiştirip sevgiye dayalı yardımlaşmayı, paylaşmayı yürürlüğe
koyuyorlar. Hem de çoktan çöpe atılması gereken bir yöntemle, açık oyla. Ama oy
sandıklarının başından sülükleri söküp atarak, oyları hileye izin vermeden
sayarak.
Daha ancak yalnız ön sarsıntılarını yaşadığımız küresel bunalımı kendileri
yaratmamış gibi, dünyanın efendileri kalmak isteyenler Davos’ta bu cehennemi
sürdürmek üzere bin bir dolap hazırlarken, Brezilya’da toplanan eski sömürge
halklarının çikolata renkli yeni önderleri başka bir çağrıyı güle oynaya,
birbirlerine sarıla sarıla duyuruyorlardı insan kardeşlerine: Yeni Bir Dünya
Mümkün. Bana sorarsanız, mümkün değil, KAÇINILMAZ,ZORUNLU!
Ferhan Şensoy, anlayana tokat gibi gelecek oyununu kendisi sahneye koymuş
elbet; bezem de onun; giysileri ortaklaşa tasarlamışlar; oyunda kullanılan
görüntülü bölümleri Mert Baykal çekmiş, kurgulamış; ışık ve arka sesler Hüseyin
Ulaş’ın; Ebru Soyuerden, hem oynuyor, hem sahneye koymada yardımcı olmuş. Oyunun
öbür uygulayımsal yüklerini Suat Tepe, Erdinç Işıldak, Alpaslan Ataman, Murat
Saraçoğulları üstlenmişler,
Ferhancığımın güzel adlandırmasıyla, “gibi yapanlar” da şöyle: Ferhan Şensoy,
Erkan Uçucu, Ali Çatalbaş, Orhan Ertürk, Özkan Aksu, Elif Durdu, Ebru Soyuerden,
Neslihan Çakıner, Begüm Alpaslan.
Emeği geçen herkese yürekten alkış.
Cumhuriyet, 28.02.2009
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder