6 Ocak 2013 Pazar

DİKBAŞ’IN SON KİTABI

DİKBAŞ’IN SON KİTABI


            Sevgili dostum Yılmaz Dikbaş, alçak sömürgeci Llyod Georges’un dediğinin tam tersini yaptı, kestaneleri eliyle aldı ateşin üstünden; Atatürk’ün ölümünden bu yana neden şu anki acıklı duruma düştüğümüzü anlatan kitabı yazdı: Atatürkçüler Yenildi.
            Aslında bütün kitap,  Atatürkçülerin değil, Atatürkçü Geçinenlerin neden yenildiklerini anlatıyor ayrıntısıyla; ben sevgili dostumun yerinde olsam, belge ve olgularla donatılmış bu yapıta, kötü niyetli kişilerin yanlış yorumunu engel olmak üzere yapıtın adını Atatürkçü Geçinenler Yenildi koyardım. Ama doğrusunu isterseniz, öyle de koysa, kötü niyetliler bildiklerini okurlardı. Öyleyse biz dönelim kitaba.
            Biliyorsunuzdur, Nedir en zor şey? Görmek gözünün önünde duranı demişti Goethe; geçmiş yüzyıllar gösterdi ki, bundan daha zoru, gördüğünü söyleyebilmek’tir. Gerçek bir yurtsever, Atatürkçü olan yiğit dostum Yılmaz Dikbaş, hepimizin yerine bunu yapmış: boş gevezeliklerle vakit geçirenlerin tersine, Cumhuriyetimizin kuruluşundan bunca yıl sonra, neden bu acıklı duruma düştüğümüzü, yeniden dünyanın hasta adamlarından biri hâline geldiğimizi irdelememiş ve açıklamış.
            Aslında her şey çok açık: Ben, devlet eliyle kurulup yürütülecek toplumcu düzen istiyorum, diyen Atatürk, yola çıkarken de, çağdaş, uygar Türkiye için savaşırken de yapayalnızdı; adıyla birlikte anılan, savaş arkadaşları nitelemesi yakıştırılanların hepsi, ataerkil buyurgan toplumun ürünü oldukları için, ürkek, çekingen, tutucu, korkaktılar: Sivas Kongresi’ne bile, Amerikan mandasını kabul ve ilan etmek üzere gelmişlerdi; büyük Mustafa Kemâl, hemen hepsine karşın Ya Bağımsızlık Ya Ölüm ilkesini benimsetip Kurtuluş Savaşı’na girişebilmişti.
            Yılmazcım, Atamızın ölümünden hemen sonra, daha 1939 Nisan’ında, Lozan Kahramanı (?) İnönü’nün, Aman öcü geliyor, bak bu Rus ayısı seni parçalayıp yutacak diyen kan emici Churcill’in tuzağına düşen; ölmezden önce ona da, çevresindeki herkese de, sakın Avrupalılarla ikili anlaşma yapmayın, başta Sovyetler Birliği, çevremizdeki uluslarla dostluk ve işbirliğini bozmayın diyen Büyük Önder’in öğüdünü çöp sepetine atıp İngilizlerle ikili anlaşma imzalayışını  anımsatıyor haklı olarak; onlardan ve şimdiki en büyük suç ortakları, kurdukları fesatların en amansız uygulayıcısı ABD’den para ve yardım (?) dilenmeye başladığımız gün hapı yuttuğumuzu gösteriyor olgu ve belgelerle. Hele ünlü Marshall Planı’nı kabul edişimizden, NATO’ya girişimizden sonra işimiz iyice bitiyor.
            Bunlar, 10 Kasım 1938’den beri işbaşına gelemeyen Gerçek Atatürkçülerin bilmediği şeyler değil elbet; ama Yılmazcım¸ tam bir insan ve dünyasever olduğu için, CHP’nin Atatürk’ün ülküsünü ve ilkelerini çoktan rafa kaldırmasından sonra sayıları gittikçe azalan iyi niyetli temiz yürekli insanları sarmak, uyandırmak üzere, yaşananları, onları bize yaşatanları büyük bir titizlikle art arda sıralamış.
            Başınızın ucundan ayrılmaması gereken bu çok önemli yapıtta göze çarpan küçük bir ayrıntıya değinmeden bitirmeyeyim sözümü: sevgili Yılmaz Dikbaş¸ kitabın sonunda, İngiliz belgelerine dayanarak, kurnaz Batılıların Mustafa Kemâl’in yolundan gidenlere Kemalist  dediklerini söylüyor; dolayısıyla öbürlerinin, Atatürkçülerin  yenildikleri sonucuna varıyor; oysa İngilizler ve suç ortakları 1920’lerde Atatürk adı olmadığı için Büyük Önder’in izinden gidenlere Kemalist diyorlardı; biz onun yerine Atatürkçü’yü geçirdik; ancak, yukarıda belirttiğim gibi, ayrım özde, gerçek Atatürkçü’lerle her şeyleri sözde kalan, Atatürkçü Geçinen’ler arasında.
            Biliyorsunuz, evrendeki her şey olasılık ve gerekliliğin  ürünü; bu çok çarpıcı kitabın gün ışığına çıkmasını sağlayan herkesi yürekten kutluyor, teşekkürler ediyorum.

                                                                                         21 Eylül 2012, Kahvemolası

   
           

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder