6 Ocak 2013 Pazar

“CANLAR

“CANLAR


            Bu, 30. İstanbul Film Şenliği’nde gösterilen Nurdan Arca’nın çektiği belgeselin adı; filmin kurgusu Melih F. Tatlıcan’ın. Araştırmacı İrene Melikoff’a adanmış.
            Sayın Melikoff 40 yıl önce İstanbul’a geliyor; duvarlarda gördüğü bir duyuru üzerine bir dinletiye gidiyor, Alevi türkülerini dinliyor, oyunlarını izliyor, ve vuruluyor: çünkü tıpkı Orta Asya’daki atalarımız gibi, Kızılderililer gibi, 50 yıl önceki Hintliler gibi, Aleviler de insan yerine “Can”diyorlar; anımsar mısınız bilmem, Kurusawa’nın unutulmaz  filmi “Dersu Uzala”’da, bilge kılavuz Dersu  yedikleri etlerin kemiklerini yanmakta olan ateşe atan askerleri azarlayıp: “atmayın, atmayın, şu kenara koyun, bir CAN gelir yer” diyordu.
            Müslümanlıktan gelen katkıları bir yana bırakırsanız, Alevilerin Anadolu’da yaşayan bütün öbür dinlere, tarikatlara üstünlüğü, kadına verdikleri değer; ben kendi payıma hep, insanlığın bugün gömüldüğü anamalcı-tekelci bataklıktan kurtulmak istiyorsa, işe tıpkı Mustafa Kemâl gibi, Küba’da Fidel Castro ve arkadaşları gibi, kadını kölelikten kurtarıp eğitmekle başlamalıdır.
            İrene Melikoff Alevi müziğine, sözlerdeki bilgeliğe vurulduktan sonra, doğal olarak Kırşehir’e, Hacı Bektaş’a da uzanıyor; en çok  Feyzullah Çınar’ın sesinden, deyişinden etkileniyor; demek ki o günlerde ya da sonrasında, kimse onu sevgili Ruhi Su ile tanıştırmamış; Feyzullah’ı, anayurdundaki Şalyapin’e benzetiyor, oysa büyük Rus yorumcunun asıl ikiz kardeşi Ruhi Su’ydu.
            Olsun, bu halkanın eksik kalması onun açısından çok önemli değil, kendi deyimiyle “bir anda yaşamı değişiyor”; ondan sonra kendini bu konuyu araştırıp yazmaya adıyor; bireysel olarak büyük talih doğrusu.
            Belgesel onunla yapılmış uzun söyleşiye ver vermiş; ardından, yaşamakta olan dedelere dayanarak, Aleviliğin temel inanç ve töreleri, törenleri gösterildi; “ikrar verme” inançlı, doğru, güzel bir can olabilmek için tasarlanmış anayasaya ömür boyu bağlı kalacağına dede önünde yemin etmek demek. Doğrusu, yüzlerce yıl Sunilerin egemen olduğu devlet amansızca, acımasızca ezmiş, sürmüş, öldürmüş bu güzel insanları; şu anda da gerçek eşitlikleri kabul edilmiş değil; ve yine bana kalırsa, Aleviler olmasaydı, Mustafa Kemâl  Kurtuluş Savaşı’na ne girişebilirdi, ne de kazanabilirdi.
            Bütün dünyayı yüzyıllardır soyup soğana çeviren sözümona uygar (?) uluslar aslında onları da doğruca cehenneme götüren bir alışkanlıkla bugün de hâlâ dünyanın güzelim halklarını bölüp paramparça etmeye çalışıyorlar 365 gün, 24 saat; özgürlük, mutluluk, bağımsızlık bireyseldir, ulus devletlerin modası çoktan geçmiştir diyorlar; ondan sonra bu tuzağa düşenler tarihin çöplüğüne savrulurken, onlar ellerindeki bütün olanak ve araçlarla ulusal bilinci ayakta tutmaya çalışıyorlar; oralarda olsa, bu belgesel devletin bütün destekleriyle çekilirdi; Nurdan Arca ve arkadaşları bunu kendi çabalarıyla yapmışlar; yürekten alkış,
            Belgeselin gösteriminden sonra bir de söyleşi vardı; biz kalamadık, ama çıkarken Melikoff adını taşıyan bir genç kızın da sahneye çağrıldığını gördük; sanırım İrene Hanımın  ya kızı, ya torunu; uzunca boylu, güzel bir kızdı; Anadolu’da yaşama olanağı bulabilmiş bu soylu geleneği yeterince duyumsayıp anlayabiliyor muydu acaba? Söyleşiye kalıp bunun yanıtını öğrenmeyi çok isterdim.
             Bu genç kızın dışında, daha başka yabancıların da belgeseli izlemeye geldiğini gördük; Alevilere bakıp daha güzel uygar insan olmak üzere mi, yoksa Anadolu’yu karıştırmak için mi bilemedik elbet.
            Ama kendi payıma, Orta Asya’dan buralara bu soylu töreleri, törenleri getirip yaşatan insan kardeşlerime ben sonsuz teşekkür borçluyum.
                                                               Ulus Gazetesi, 25 Nisan 2011     
           

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder