Daha ödül almadan adı ortalığa
saçıldı, her yandan övgü yağdı Siyah Kuğu için; gösterime de girdi,
ama sağolsun Sevgi Tanın bizi
kurtardı, dvd’sini getirdi. İzledik Nilgün’le.
Derken Oscarlar dağıtıldı,
yalnız dördünü bu filme vermişler; büyük haksızlık doğrusu, sanırım 11 dal var,
hepsinin ona verilmesi gerekirdi!
En az 1950’den beri film
izlerim, böylesine aşağılık yapıt çok az gördüm; ne öykü öykü, ne çekim var ne
oyunculuk. Kızı için 26 yaşında, tam da büyük düşler kurduğu sırada baleyi
bırakmış doyumsuz bir anne; onun pençesinde yaşayan, bırakın sevgili edinmeyi,
daha kendi kendini okşamayı bile göze alamayan (?!) bir kız; Kuğu
Gölü’nde hem beyaz, hem kara kuğuyu canlandırmak üzere birbirleriyle
yarışan dansçılar. Sonra yönetmenin ya da çekimöyküsünü yazanın aklına gelen
bütün zırvalar! Bale sanatının o güzelim inceliklerini yansıtmayı bir yana
koyun, daha alıcıya bakmayı bile beceremeyen bir ağlamaklı surat. Ve sözümona
karnına sapladığı şeyle inanılmaz, unutulmaz bir kara kuğu çıkaran, sanal ya da
gerçek ölümünde, yaşasın kusursuzu başardım diye sevinen bir yeteneksiz!
Film Amerika’da çekiliyor;
bre şaşkınlar, bütün öbürlerini bir yana bırakın, bale sanatının en unutulmaz
yıldızlarından Natalia Makarova
geldi geçti sizin sahnelerinizden;
sayısız kere oynadı Kuğu Gölü’nde; bir yığın unutulmaz
belgesel bıraktı: açın telefonu sorun bakalım bu yapıtta görev alacak
balerinalar böyle mi davranır, böyle uyduruk bir masal yutulur mu?
Dedim, titreyip kendime
geldim; yutuluyor, yutulmuş besbelli, tam 4 Oscar’ı var filmin; ve bakın
salonlar nasıl dolup boşalacak, daha ne yazılar çıkacak hakkında!
Kimi yazarların
kazandıkları (?) Nobel nasıl beni ilgilendirmiyorsa, birtakım Oscarlar da öyle
elbet.
Vah zavallı güzelim dünyam
vah! anamalcı yalan-talan ne sanat bıraktı, ne yaşama sevinci!
İyisi mi, biz geçelim
yüzakı yapıtlara.
İş Bankası Kültür Yayınları
üç kitap gönderdi; ilki, Sevgi
Sanlı’nın Bernard Shaw’dan
çevirdiği Dört Oyun: Sezar ile Cleopatra, Pygmalion,
Kırgınlar Evi, Jan Dark.
Kitabı yayına Ruken
Kızıler ile Ali Alkan İnal
birlikte hazırlamışlar görsel yönetmen her zamanki gibi Birol Bayram; düzelti Alev Özgüner’in.
İkinci kitap William Shakespeare’in “Kral
John’un Yaşamı ve Ölümü” adlı oyunu;kitabı yayına Ali Alkan İnal hazırlamış; çeviri Hamit
Çalışkan’ın; görsel yönetim Birol
Bayram’ın; Müge Karalom da düzeltiyi üstlenmiş.
Son kitap Fyodor Mihayloviç Dostoyevski’nin “Ev
Sahibesi”;bunu da yayına Ali
Alkan İnal hazırlamış; Rusça
aslından Tansu Akgün çevirmiş; görsel biçimlendirme Birol Bayram’ın; düzelti Müge Karalom’un.
Kitabın Polzunkov adlı öyküsünden kısa bir
bölümü alayım.
Öykünün baş kişisi
çalıştığı yerin yöneticisine şaka olsun diye emekliliğini isteyen bir dilekçe
verir; gerisi şöyle:
“Hemen Fedosey Nikolaiç’e gittim: “Bu nasıl
oldu” diye sordum. “Ne demek istiyorsun?” diye karşılık verdi.”Neden emekliye
sevk edildim?”- “Ne emekliliği”- “Peki niye bu kâğıtta emekliye sevk edildiğim
yazıyor?”- “Emekli olmanın ne kötülüğü var?”- “Ben emekli olmak istemedim ki!”-
“Nasıl olur, Nisan’ın 1’inde dilekçe vermiştiniz.” (O dilekçeyi geri
almamıştım.) – Fedosey Nikolaiç! Kulaklarıma inanamıyorum, bunu söyleyen
gerçekten siz misiniz?”- “Evet benim, ne oldu ki?”- “Hey Ulu Tanrım!”- “Çok
üzüldüm beyefendi, bu kadar erken emekliliği düşünmenize gerçekten çok üzüldüm!
Genç bir adamın çalışması gerekir beyefendi, ama sizin aklınız son zamanlarda
biraz havalardaydı. Ama referans konusunda rahat olun: bu konuyla ilgilenirim.
Her zaman örnek bir memur oldunuz.!”- Sadece küçük bir şaka yapmak istemiştim
Fedosey Nikolaiç; ciddi değildim, babacan tavrınıza güvendiğimden getirmiştim o
kâğıdı…O kadar!”- “Ne demek o kadar? Şaka yaptım ne demek beyefendi? Resmi
belgeyle şaka olur mu? Böyle şaka yapanların bazılarını Sibirya’ya
gönderiyorlar. İzin verirseniz müfettişin yanına döneceğim, vazife her şeyden
önce gelir; siz artık aylak aylak dolaşırsınız, ama bizim yapmamız gereken işler
var. Sizin için referans mektubu yazacağım. Bir şey daha var, Matveyev’den bir
ev aldım, birkaç gün içinde taşınacağız, umarım sizi yeni evimizde görme
şerefini hiç tatmam. Hoşça kalın!”
Ulus Gazetesi, 14 Mart 2011
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder