6 Ocak 2013 Pazar

“BAŞKALDIRAN KURŞUnKALEM”



“BAŞKALDIRAN KURŞUnKALEM”


            İngiliz ressam-ozanı William Blake: “Günahtan ve acı çekmekten korkanlar kişilikli olamaz” demişti; kişilik edinemezseniz, suyosunu gibi yaşayıp ölürsünüz.
            Ferhan Şensoy’un ne cehennem kazanlarından korkusu  var, ne de ömür boyu bin bir güçlüğe çıtını çıkarmadan katlanmaktan; üstelik anacığından yetenekli doğmuş.
            Bakın ne diyor “Başkaldıran Kurşunkalem”de:
            Sigara tüttürerek, sanatçı olmak düşüncesini yürüyorum Nişantaşı’ndan Şişli’ye. Sanatçı; sanatı iş edinmiş kişi. Oysa dünyanın her yerinde sanatçının ürettiğinden yaşaması çok bi zor. Babamın dediği doğru:
-         Unnar zor işler!
Yaptığı işle  geçinemediği  halde, o işi inatla, hüzünle, terle, alayla sürdürebilen kişi sanatçı.Eline arasıra ve çok az para geçtiğinden yaşantısı çok basite indirgenmiş olmak zorunda. Gereksiz şeyler bir çırpıda atılıveriyor yaşamak penceresinden. Masa, sandalye, lâmba gibi gerekli eşya arasında, kimi gün yemeksiz, kimi gün sigarasız, beyaz kâğıtla bir savaştır sürüp gidiyor Şili’de, biz gayet şişsizken. Yazılır, bozulur, yeniden yazılır. Yırtılır atılır, başka şeyler yazılır.İşte bu sırada kapı çalınır. Ya elektrik parası, ya da su parası isteyen tahsildardır, yazdığınız cümleyi ortasından bölen.”
            Bu yetenekli, kararlı çilekeş, daha liseyi bitirdiğinde nasıl bir yaşam süreceğine, ne olacağına, ne yapacağına karar vermiştir; tiyatro öğrenmek üzere Strasbourg’a, yazarlık ve yönetmenlik için Kanada’ya gittiğinde, Şu Gogol Delisi’ni yazmış; Devekuşu Kabare’ye oyunlar, TRT’ye diziler hazırlayan biridir; dar da olsa, tiyatro çevresinde, TRT çevresinde adı bilinmekte, ustam dediği Haldun Taner’le dostluk etmektedir.
            Kanada’da okulunu bitirip döndüğünde, Ünye’de yaşayan, eski Belediye Başkanı Cemil Bey, kız gibi uzun saçlı oğlunun, ille de istiyorsa üniversite öğretim üyesi ya da oyun yazarı olmasına pek bir şey demez, ama oyuncu olup sahneye çıkmasına kesinlikle karşıdır. Oğlansa, tiyatronun artık 19. Yüzyıl’daki, hattâ 20. Yüzyıl’ın ilk yarısındaki gibi olamayacağına inanmakta; bir çadırda, Taksim Meydanı’nda, ya da gezen bir gemide tiyatro yapmayı düşlemekte, kendi topluğunu kurmayı tasarlamaktadır.
            Yatacağı yerin kirasını ödeyebilmek, emke yiyip sigara alabilmek için, Ali Poyrazoğlu’na oyun yazar, TRT’ye diziler için yeni bölümler kaleme alır; bir ara Mete İnselel’le  bir topluluk oluşturup oyanlarını oynar; çok süremez. Çok sevdiği, hayran olduğu Ayfer Feray’la Anadolu turnesine çıkar iki kez, özellikle ikinci turda cepleri epey para görür; Ayfer Hanım için özel bir oyun yazar; ama o aralar Şan Sineması’nda büyük müzikli gösteriler düzenlenir. Ayfer Feray bunlardan birinde görev alıır, gösteri tutmaz; bunun üzerine Ayfer Hanım  çok büyük  düşkırıklığına uğrar; Ferhan’la kendi topluluklarını oluşturup onun için yazdığı oyunu oynamaktan da, her şeyden de vazgeçip Güney’e gider Ferhan  kalır ortada; ortada dersem, elbette tiyatro dünyasının ortasında: uzunca bir dönemin bütün yazarlarını, oyuncularını tanır elbet. Hemen her topluluğa oyunlar yazar; ama hâlâ kendi topluluğu, kendi tiyatro salonu yoktur.
            Dünyamızda, çevremizde yaşanan olaylar, günün birinde, İran’da Şah’ın Humeyni  tarafından devrilmesini, toplumcu devrim beklenirken İran’ın İslamcı kimliğe bürünmesine yol açar; bundan çok etkilenir, kendisini hak ettiği üne, özlediği topluluğa ve salona kavuşturacak Şahları da Vururlar’ı yazmaya koyulur; büyük bir tutkuyla çalışır; bitirdiğinde, oyununu Ustası Haldun Taner’e okumak ister herkesten önce. Gerisini ondan dinleyelim:
            Günlük güneşlik bir hava, pastırma yazının son demleri. Çantamda Şahları Da Vururlar dosyası yürüyerek geldim Teşvikiye’den Elmadağ’a. Yüreğim küt küt çarpıyor, sanki sınava gireceğim.
            Haldun Taner, Divan Pub’ın önünde, otel kapısından kaldırıma dek uzanan masalardan birinde oturuyor. İliştim karşısına.
            Kazancı Yokuşu kitabımın hiçbir kitapçıda bulunmamasından yakındım. Gülümsedi.
-         İlk kitabı yazmamak lâzım!
-         Direk ikinciden mi başlamak gerek?
-         Genellikle yazarların ilk kitabı harcanıyor. Yazarlar ünlü olunca ilk kitapları yeniden basılıyor. Benimki de öyle olmuştu… Üzülme… Oku bakalım oyununu.
            -    Uzun sürebilir… İsterseniz dosyayı size verebilirim. Bende bir kopyası mevcut.-     -    Hayır, hayır, oku. Vaktim var.
            Sesim titreyerek başlıyorum okumaya.  Bir peygamber sabrıyla sonuna dek dinliyor, kimi yerlerde gülüyor, gülümsüyor.
-         Çok güzel, diyor sonunda. Ağlayacak gibi oluyorum.
            -    Gerçekten mi?
            -    Evet.Hem   çok güncel, hem evrensel, hem de sağlam bir güldürü. Uydurduğun dil çok güzel. Yalnızca birinci perde sonu, bana biraz sert geldi.
            Birinci perde sonunda Ömer Hayam, Şah Rıza’nın huzurunda vuruyor sazın teline:
Şahımızın önünde boynumuz kıldan ince
                                         Şairem ki ölüme giderim geze geze
                                         Şiirler ölmüyor ki şairler öldürülse.
            Şarkı sonunda Şah:
            - Munu evvel ipe çeksin, âhır kurşuna dizsinler, ölüsünü değirmende öğütsünler!buyurur.  Hayyam’ın idâmıyla bitiyor perde. Ustam başka bir final öneriyor:   - İdâmdan önce suçluya son arzusu sorulur. Şah, Hayyam’ın son arzusunu sorsun. O da, İran’ın veliahtını görmek istediğini söylesin. Şah:
            - Ne veliahtı?  Daha ortada gelin yok, desin; Hayyam şöyle yanıtlasın:
            - Menim acelem yok, men meklerem!
            İki gözümden birer damla yaş süzülüyor, hüngür hüngür ağlamak üzereyim. Çok güzel bir perde finali armağan ediyor bana tiyatro peygamberi Haldun Taner.
            Bu oyunu bir tiyatroya vermek istemediğimi, kendi düşündüğüm gibi sahneye koymak arzumu dile getiriyorum.
            -Kendi tiyatromu kurmak istiyorum.
            - Paran var mı?
            Hayır hocam. Buyurduğunuz gibi olay iki kalas, bir heves. İşin fenası bende sadece heves var, kalas parası da yok!
            Gülümseyerek koyuyor elini omzuma:
-         Kolay gelsin. Yolun açık olsun!
            Koyverdim dizginlediğim gözyaşlarımı, Elmadağ’ı sel aldı. Gondolla döndüm Teşvikiye’ye.”
            Çok parlak yılların ardından, bugün de tiyatronun aylık giderlerini nasıl karşılayacağını kara kara düşünen gerçek bir sanat kahramanıdır sevgili dostum Ferhan Şensoy; önünde saygıyla eğiliyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder