7 Ocak 2013 Pazartesi

ATATÜRK’ÜN BÜTÜN ESERLERİ”

ATATÜRK’ÜN BÜTÜN ESERLERİ”

Gerçek kitapseverler biliyordur, Şûle Perinçek yönetiimndeki Kaynak Yayınları Mustafa Kemâl Atatürk’le ilgili her belgeyi toplayıp yayınlıyor nicedir; nitekim Bütün Eserleri’nin 1932-9134 arasını kapsayan 26. cildi basılmış, gönderdiler.
Karıştırırken gözüme çarpa şu anıyı paylaşalım; İran Şahı Ankara’ya gelmiş, Atatürk de ona yurdu dolaştırıp Cumhuriyet’in 11 yılda neler başardığını gösteriyor; Soma’yı gezerken, sonra Musiki Öğretmen Okulu’nu bitirip öğretmen olan Mahmure Pekmener’den dinleyelim gerisini:
“Yıl 1934. Ben henüz ilkokulu bitirmiş, on yaşında bir kızdım. Büyük Atatürk’ün İran Şahı ile birlikte Soma’yı ziyaret edeceklerini duyar duymaz, bir coşku seli gibi istasyona akan halk arasında ben de annemle birlikte istasyona gittim. (…)
Tren geldi.(…) Öyle heyecanlıydım ki. Ata trenden indikten kısa bir süre sonra ‘Mahmure Şenses’ diye adımın çağrıldığını duydum.(…)
Öğretmenlerimden Yaver Bey’e:
‘Sesi çok güzel bir kızımız var. Acaba Atatürk dinlemek isterler mi?’ diye sormuşlar. Olumlu yanıt alınınca beni aramaya seferber etmişler. Öğretmenim Bahri Osman Bey, (…) beni apar topar istasyon binasına soktu. Biraz sonra Atatürk’ün huzurundaydım. Atatürk’le İran Şahı karşıda, sağda solda bakanlar ve diğer ileri gelenler oturuyorlardı.(…) Atatürk’e başımı öne eğerek selam verdim. O anda Atatürk sımsıcak bir sesle ‘Yavrum bize şarkı söyleyecekmişsin, söyle dinliyoruz’ dediler. Çok heyecanlanmıştım. Yanaklarım al al olmuştu.
Öğretmenimin bana öğrettiği şarkılardan Bizet’nin ‘İnci Avcıları’ operasından bir arya okudum. (…)Şarkımı söylerken birkaç bakanın ağladığını, hele içlerinden birinin durmadan gözlüklerini sildiğini görünce çok duygulanmıştım.
Atam beni yanına çağırttı. Kucağına oturttu. Sarı uzun örgülü saçlarımı okşayıp:’ Ne kadar güzel sesin var. Seni Ankara’da Musiki Muallim Mektebi’inde okutayım ister misin?’ diye sordular. Öylesine sevinmiştim ki, utanmasam boynuna sarılacaktım.
‘Baban var mı?’ diye sordular.
‘Hayır yok’, diye cevap verdim.
‘Bir şarkı daha söyler misin?’ diyerek örgülü saçlarımı ellerine dolayıp: ‘Bunları sakın kesme, çok güzel’ dediler.
İkinci kez Offenbach’ın ‘Barkarol’ünü söylemek istedim. Ama hemen vazgeçtim. Şarkımda Atamı öven sözler olmalıydı. Sonunda ‘Milletlerin tarihinde görmedim ben / Bir kahraman, bir en büyük senin kadar…’ sözleriyle başlayan şarkımı söyledim. Şarkı bitince kalktılar, kimi öptü, kimi kucakladı beni ve hepsi ‘Seni hiç unutmayacağız’ dediler.
Gerçekten de unutmamışlardı. Çünkü ben şarkımı söylerken, Atatürk yaverine: ‘Küçüğün adresini al’ demiş. Fakat yaver bey unutmuş. Atatürk bir yandan askeri manevraları izlerken, bir yandan da durmadan ‘Adresi aldın mı? diye soruyormuş. Yaver Bey çok heyecanlanmış. Halk arasında ağabeyimi buldurup adresimi almış. Bir hafta sonra beni Ankara’dan telgrafla çağırdılar. Böylece Musiki Muallim Mektebi’ne girmiş oldum.”
Görüyorsunuz değil mi? Ankara’nın Çankaya tepesinden bütün yurda saçılan ışık, okullarda öğretmenlerin öğrencilerine müzik tarihinin ünlü bestecilerinin operalarından şarkılar öğrettiriyor; ya küçük Mahmure Şenses gibi Atatürk’e şarkı söyleyebilenler ya da Ruhi Su gibi onun açtırdığı parasız eğitim veren okullarda okuyan anasız babasız çocuklar Musiki Muallim Mektebi’ne erişip yeteneklerini geliştirebilme, Türk ulusunun yüz akı yorumcular olabilme fırsatı bulabiliyorlar.
Devrimlerin, çoğu kez sanıldığı gibi bir yakıp yıkma devirme olmadığını, tam tersine eski işe yaramaz olmuş yapıyı tepeden tırnağa değiştirme olduğunu bundan daha iyi ne kanıtlayabilir? Nitekim Atatürk’ün sevgi, bilgi dolu yöntemini kusursuz kavramış olan Fidel Castro da, Devrim’in Havana’yı zorbalıktan kurtarışından bir iki gün sonra Küba balesinin kurucusunun kapısına dayanıyor; kurumunu ve bale sanatını canlandırmak üzere kaç para istediğini soruyor, istenenin iki katını, 200 000 dolar ayırıyor bu sanat dalına.
Küba’da Ulusal Eğitim Bakanlığı’nın yapacağı işi burada Kaynak Yayınları üstlenmiş; Atatürk’le ilgili en küçük bütün belge ve bilgileri toplayıp özenle basıyor.
Emeği geçen herkese yürekten alkış.
Ulus Gazetesi, 7 Haziran 2010

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder