ATATÜRK’ÜN BÜTÜN ESERLERİ”
Gerçek kitapseverler biliyordur, Şûle Perinçek yönetiimndeki Kaynak Yayınları
Mustafa Kemâl Atatürk’le ilgili her belgeyi toplayıp yayınlıyor nicedir; nitekim
Bütün Eserleri’nin 1932-9134 arasını kapsayan 26. cildi basılmış,
gönderdiler.
Karıştırırken gözüme çarpa şu anıyı paylaşalım; İran Şahı Ankara’ya gelmiş,
Atatürk de ona yurdu dolaştırıp Cumhuriyet’in 11 yılda neler başardığını
gösteriyor; Soma’yı gezerken, sonra Musiki Öğretmen Okulu’nu bitirip öğretmen
olan Mahmure Pekmener’den dinleyelim gerisini:
“Yıl 1934. Ben henüz ilkokulu bitirmiş, on yaşında bir kızdım. Büyük
Atatürk’ün İran Şahı ile birlikte Soma’yı ziyaret edeceklerini duyar duymaz, bir
coşku seli gibi istasyona akan halk arasında ben de annemle birlikte istasyona
gittim. (…)
Tren geldi.(…) Öyle heyecanlıydım ki. Ata trenden indikten kısa bir süre
sonra ‘Mahmure Şenses’ diye adımın çağrıldığını duydum.(…)
Öğretmenlerimden Yaver Bey’e:
‘Sesi çok güzel bir kızımız var. Acaba Atatürk dinlemek isterler mi?’ diye
sormuşlar. Olumlu yanıt alınınca beni aramaya seferber etmişler. Öğretmenim
Bahri Osman Bey, (…) beni apar topar istasyon binasına soktu. Biraz sonra
Atatürk’ün huzurundaydım. Atatürk’le İran Şahı karşıda, sağda solda bakanlar ve
diğer ileri gelenler oturuyorlardı.(…) Atatürk’e başımı öne eğerek selam verdim.
O anda Atatürk sımsıcak bir sesle ‘Yavrum bize şarkı söyleyecekmişsin, söyle
dinliyoruz’ dediler. Çok heyecanlanmıştım. Yanaklarım al al olmuştu.
Öğretmenimin bana öğrettiği şarkılardan Bizet’nin ‘İnci Avcıları’ operasından
bir arya okudum. (…)Şarkımı söylerken birkaç bakanın ağladığını, hele içlerinden
birinin durmadan gözlüklerini sildiğini görünce çok duygulanmıştım.
Atam beni yanına çağırttı. Kucağına oturttu. Sarı uzun örgülü saçlarımı
okşayıp:’ Ne kadar güzel sesin var. Seni Ankara’da Musiki Muallim Mektebi’inde
okutayım ister misin?’ diye sordular. Öylesine sevinmiştim ki, utanmasam boynuna
sarılacaktım.
‘Baban var mı?’ diye sordular.
‘Hayır yok’, diye cevap verdim.
‘Bir şarkı daha söyler misin?’ diyerek örgülü saçlarımı ellerine dolayıp:
‘Bunları sakın kesme, çok güzel’ dediler.
İkinci kez Offenbach’ın ‘Barkarol’ünü söylemek istedim. Ama hemen vazgeçtim.
Şarkımda Atamı öven sözler olmalıydı. Sonunda ‘Milletlerin tarihinde görmedim
ben / Bir kahraman, bir en büyük senin kadar…’ sözleriyle başlayan şarkımı
söyledim. Şarkı bitince kalktılar, kimi öptü, kimi kucakladı beni ve hepsi ‘Seni
hiç unutmayacağız’ dediler.
Gerçekten de unutmamışlardı. Çünkü ben şarkımı söylerken, Atatürk yaverine:
‘Küçüğün adresini al’ demiş. Fakat yaver bey unutmuş. Atatürk bir yandan askeri
manevraları izlerken, bir yandan da durmadan ‘Adresi aldın mı? diye soruyormuş.
Yaver Bey çok heyecanlanmış. Halk arasında ağabeyimi buldurup adresimi almış.
Bir hafta sonra beni Ankara’dan telgrafla çağırdılar. Böylece Musiki Muallim
Mektebi’ne girmiş oldum.”
Görüyorsunuz değil mi? Ankara’nın Çankaya tepesinden bütün yurda saçılan
ışık, okullarda öğretmenlerin öğrencilerine müzik tarihinin ünlü bestecilerinin
operalarından şarkılar öğrettiriyor; ya küçük Mahmure Şenses gibi Atatürk’e
şarkı söyleyebilenler ya da Ruhi Su gibi onun açtırdığı parasız eğitim veren
okullarda okuyan anasız babasız çocuklar Musiki Muallim Mektebi’ne erişip
yeteneklerini geliştirebilme, Türk ulusunun yüz akı yorumcular olabilme fırsatı
bulabiliyorlar.
Devrimlerin, çoğu kez sanıldığı gibi bir yakıp yıkma devirme olmadığını, tam
tersine eski işe yaramaz olmuş yapıyı tepeden tırnağa değiştirme olduğunu bundan
daha iyi ne kanıtlayabilir? Nitekim Atatürk’ün sevgi, bilgi dolu yöntemini
kusursuz kavramış olan Fidel Castro da, Devrim’in Havana’yı zorbalıktan
kurtarışından bir iki gün sonra Küba balesinin kurucusunun kapısına dayanıyor;
kurumunu ve bale sanatını canlandırmak üzere kaç para istediğini soruyor,
istenenin iki katını, 200 000 dolar ayırıyor bu sanat dalına.
Küba’da Ulusal Eğitim Bakanlığı’nın yapacağı işi burada Kaynak Yayınları
üstlenmiş; Atatürk’le ilgili en küçük bütün belge ve bilgileri toplayıp özenle
basıyor.
Emeği geçen herkese yürekten alkış.
Ulus Gazetesi, 7 Haziran 2010
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder