6 Ocak 2013 Pazar

AK FAŞİZM”


“AK FAŞİZM”
            Sevgili Kaan Turhan, en çalışkan yazarlarımızdan biridir; yine uyacı, bilgilendirici bir kitap hazırlamış, Togan yayıncılık da basmış.
            Bakın kitabın başında neden bu adı koyduğunu nasıl açıklıyor:
            Nicolas Poulatzas’ın ‘Faşizm ve Diktatörlü’ün devlet aygıtı içinde faşizmin nasıl yükseldiğine ilişkin saptamaları şöyledir:
            1. Faşizm, iktidara tam anlamıyla anayasal yoldan gelir.
            2. Faşizm, iktidara Devlet aygıtı ile kaynaşma neticesinde gelir. Devlet aygıtının desteği olmadan faşizmin iktidara gelmesi mümkün değildir. Şekil açısından Devlet aygıtının dışında da yer alsa, başlangıcında faşizm bu aygıta sızar, bu aygıtı dışarıdan ele geçirir ve geri dönülmensin imkansız  olduğu noktada,Devlet aygıtı içinde kehdisine düşman unsurları ortadan kaldırır.
            3. Devlet içindeki gerçek ve biçimsel iktidar arasındaki açı ortadan kalkar.
            Poulantzas’ın belirlemelerini günümüz Türkiye’sine uyarlayacak olursak:
            1. AKP tam anlamıyla anayasal yollardan, muhalefetin de desteğini alarak iktidara gelmiştir.
            2. AKP, MİT, TSK öncelikli olmak üzere, tüm kamu kurum ve kuruluşlarına sızmış, Devlet aygıtını içten fethetmiştir. İçeriden ele geçirmiştir. Erdoğan kendi derin devletini kuruyor saptamaları bu noktada anlam kazanmış, Amerikan taşeronluğunda seyreden  siyasal çizgisini koruyarak, dış istihbaratla ortak operasyonlar sonucu, düşman görünen Kemalist, Milliyetçi ve anti-emperyalist nitelikleriyle Devlet ve ulusu yaşatacak kişi ve kurumlarda suikast, intihar süsü verilmiş cinayetler, Türk aydınının hapsedildiği Ergenekon operasyonları, Kemâl’in askerlerinin hapsedildiği Balyoz vb. operasyonlarla temizlik çalışmalarını sürdürmektedir.
            3. Devleti oluşturan temel aygıtları içten ele geçiren, baskılırla sindiren AKP diktatoryasıyla devlet arsındaki açı açılmış ve AKP tüm yapılara hükmeder duruma gelmiştir.
            AKP, hegemonyadan diktatoryaya; diktatoryadan faşizme çıkan bir yolun siyaset anlayışının tercümesi ve başarısı teslim edilecek bir örneğidir. Bu faşizm teoriğine birebir oturan AKP’nin siyasal çizgisinin koşulsuz destekçileri de süreci ‘ileri demokratik’ ölçütlerle sağlamlaştırmaya, halkı ‘faşizme’ tabi kılmaya devam emektedir.
            Türkiye’deki siyasal cinayetlerin önemli bir bölümü Abdülkadir Aksu’nun İçişleri Bakanlığı döneminde düzenlendi. Aksu, 1989 yılında önce Turgut Özal, ardından da Yıldırdım Akbulut başkanlığında kurulan hükümetlerde İçişleri Bakanı olarak görev yaptı. Aksu’nun görevi 23 Haziran 1991 tarihine kadar sürdü. Bu dönemde Türkiye siyasal cinayetlerle sarsıldı.31 Ocak 1990 tarihinde Atatürkçü Düşünce Derneği kurucusu Cumhuriyet gazetesi yazarı Prof. Dr. Muammer Aksoy  öldürüldü. Bu suikastın ardından, 1.5 ay sonra, 7 Mart 1990 tarihinde bu kez Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Çetin Emeç, İstanbul’da uğradığı saldırı sonucu yaşamını yitirdi. 4 Eylül 1990’da, Turan Dursun; 26 Eylül 1990’de emekli MİT Müsteşar Yardımcısı Hiram Abas; 6 Ekim 1990’da Cumhuriyet yazarlarından Doç.  Dr. Bahriye Üçok öldürüldü. Aksu’nun İçişleri Bakanlığı dönemlerinde askerlere yönelik de çok sayıda suikast düzenlendi. Bunlardan bazıları şöyle:
            1. Emekli Yarsay Ata Burcu, 9 Ocak 1990 tarihinde, silahlı saldırı sonucu yaşamını yitirdi.
            2. Emekli Korgeneral Hulusi Sayın, 30 Ocak 1991’de silahlı saldırı sonucu öldürüldü.
            3. 7 Nisan 1991 tarihinde, emekli Tuğgeneral Memduh Ünlütürk, İstanbıl’da kimliği belirsiz kişiler tarafından evinde öldürüldü.
            4. 23 Mayıs 1991’de emekli Korgeneral İsmail Selen silahlı saldırı sonucu yaşamını yitirdi.Aynı tarihte, Adana Bölge Jandarma Komutanı Tuğgeneral Temel Cingöz makam otosuna yöneltilen saldırı sonucu yaşamını yitirdi.
            5.. Aksu’nun bakanlığı başlamasından yaklaşık 2 ay sonra, 18 Aralık 2002 tarihinde, Dr. Necip Hablemitoğlu silahlı saldırı sonucu yaşamını yitirdi.
            6. Mayıs 2006’da bu kez Cumhuriyet Gazetesi’nin Şişli’deki  merkezine 6 günde 3 kez bombalı saldırı düzenlendi. Saldırıdan 5 gün sonra, Danıştay’ın Ankara’daki merkezi basıldı. 2. Daire’ye düzenlenen saldırıda üye Mustafa Yücel Özbilgin yaşamını yitirdi.
            Adına ‘güvenlik zaafiyeti’, ‘tesadüf’ deyin, gerçekler gerçekliğini yitirmez. Faşist bir yapı hâline evrilmiş AKP iktidarı döneminde, Tark aydını kırımı yaşanmıştır, yaşanmaktadır. Faşizm, çarpık seçim sistemi ve dış müdahalere açık SEÇSİS denen yazılım sistemiyle iktidara yerleşmiştir. Aydınlar,, kritik konumda olan sivil ve askeri görevlerde bulunan yurtseverler de bu faşizm döneminin doğal sonucu karanlığı yaşamışlardır.
            Kitabın adını ‘Ak Faşizm’ koymamın nedeni, gerçek bir faşist iktidar yaşıyor olmamızdır. Yaşam kararmış, aydınlar ‘içeride olanlar’ ile ‘dışarıda olanlar’ diye ikiye ayrılmıştır. İçeride olanlar ‘sivil faşit darbe’nin kurbanı olarak seçilmişlerdir. Dışarıda olanlarsa ‘yom sayılarak’, ‘baskılanarak’, ‘satın alınarak’ hapsedilmişlerdir.
            Yazmak söylemekten daha kesindir, belirgindir, etkilidir, vurucudur, kararlıdır. Söyledikleriniz, söylediğiniz an uçup gitmeye başlamıştır. Yazdıklarınızsa, yazdığınız andan itibaren belgedir, tarihtir, kaynaktır.
            Faşizmin kol gezdiği dünyamızda neoliberalizm uygulamalarıyla, dünya halkları baskı altındadır. AKP iktidarı da bu ezilmişlik içinde yok sayılan halkların hiçleştirilmesinde, vatansız bırakılmasında, belirgin bir taşeron özelliğiyle varolmaktadır.
            Oy alarak işbaşında kaldıkları sürece, devrilecekleri günlerde yargısal süreçle yüz yüze gelmemek için önlemek üzere yapmayacakları şey yoktur. Onlar için her şey iktidarda kalmanın aracıdır. Ffaşizmin özünde varolan sürekli ‘dikta’, sürekli ‘eziyet’ sürekli ‘kırım’ gibi yollarla.”
            Görüldüğü gibi, Kaan Turhan,  içine tıkıldığımız cehennemi çok açık seçik özetlemiş; o cehennemden kurtulmanın ilk koşulu, yeterli sayıda seçmenin, örneğin Venezüella’daki gibi, bunun bilincine varıp boş yere bankaları, evleri, araçları yakıp yıkmadan, üstelik sömürücülerin bayıldıkları oyunla, yalnız oy’la bu oyunu bozmalarıdır. Ve bu bütün ülkeler, bütün uluslar için geçerlidir.
*
            Yıldız Teknik Üniversitesi’nde öğretim üyeleri arasında yazmaya de meraklı bir dostum vardı: Yavuz Aksoy. Daha önce kendi dalında kitaplar yazıp bastırdı; şimdiyse, 1911’de kurulmuş, geçen yıl 100’üncü yaşını kutlamış okulumuzun geçmişini özetlemiş. Kurumsal yapısı, çeşitli bölümlerde görev almış öğretim üyeleri, kısaca her şey var kitapta; özellikle bu köklü, değerli okulda okumuşlar için vazgeçilmez bir çalışma.
            İş Bankası Kültür yayınlarında çalışan sevgili Ruken Kızıler,  bir süre önce bana özenle basılmış bir kitap vermişti:XVI. Yüzyıl Astronomu Takiyüddün’ün Gözlem Araçları. Kitabı Mustafa Kaçar. M. Şinasi Acar, Atilla Bir hazırlamışlar.Son derece çarpıcı, ilginç bir yayın, özellikle meraklısı için.
            Zigana yayınevi de, yargıç Dr.Mustafa Saldırım, Hükümlü ve Tutuklu Eğitiminin Temelleri adında alabildiğine güncel, yararlı bir kitap basmış; sayısız sivil ve askerin toplama kamplarına tıkıldığı bir dönemde, ulaşabilirlerse, ayakta kalma; çöküntüye uğramama konusunda yardımı dokunur.
*

            Şiirimizi yine büyük bir talih sonucu çobanlıktan kurtulup Köy Enstitüsü’nde okuyup öğretmen-ozan olabilmiş Ali Yüce’den seçtim.
DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN CUMHURİYET

                                               Bir yerden bir yere
                                               Nasıl gider karanlık
                                               Yürürken kendi içinde
                                               Kendi ayağına basmaz mı
                                               Gözsüz karanlık

                                               Binlerce yıldan beri
                                               Yeri göğü yemiş
                                               Doymamış karanlık
                                               Yiyememiş insan usunu
                                               Boğazına durmuş uygarlık
                                               Aydınlık ağzını yakmış

                                               Sen buna siyaset mi diyorsun
                                               Adı büyük kendi küçük
                                               Leke adam is adam
                                               Dışı sahte pırlanta
                                               İçi kirli pis adam

                                               Binlerce yıldan beri
                                               Safsata pazarında
                                               Alınıp satılmış karanlık
                                               Gelecekte hiç kalmayacak
                                               Ardına bakmadan gidecek karanlık
                                                İlkelliğin mağarasında
                                               Kendi  kendini yiyecek

                                               Büyük Atatürk’ün
                                               Büyük armağaın Cumhuriyet
                                               Sonsuz  ömürler  dileriz sana
                                               Doğum günün kutlu olsun
                                               Batan her güneşin yerine
                                               Binlerce güneş doğsun.
                                                                                                                                 1998.

                                                                                  Berfin, Mart 2012, s 169

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder